Zor zamanda konuşan şair

EDEBİYAT

İsmet Özel ismi ile 12 Eylül ihtilal sürecinde tanıştım. Adam Yayınları tarafından neşredilen 1982 baskılı şiir kitabından zamanın ruhuna uygun dizeleri yazdığım özel bir defterim vardı. “Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında/Ve rüzgâr buruşturuyor polis raporlarını” (Kanla Kirlenmiş Evrak), “Vandal yürek görün ki alkışlanasın/ Ez bütün çiçekleri kendine canavar dedirt” (Esenlik Bildirisi), “İpte boynum, ağzım şehvet yalaklarında/Çapraştım, ant içip ayna kırdım” (Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü) Ben halka bakınca gümüş tırnaklı kısraklar/sırça kirpikli gelinler huylanır/ Ben halka bakınca terlenirim/ yaslanırım tarlaların gölgesine, tozuna”… gibi bir çok dize insanların ancak kuş diliyle konuşabildikleri 12 Eylül’ün o meşum günlerinde bir soluk olmuştu. İsmet Özel ismiyle tanıştığım yıllar aynı zamanda insanın gölgesiyle tanımlandığı zamanlardır. Zor zamanın konuşma biçimi şiir yazıp marşlar söylemektir: Marşlara düşer belki birçok şeyi açıklamak” (Amentü)  

                                                                                                              *** 

İsmet Özel ile yüz yüze tanışıklığım ise şiirlerini okuduğum yıldan iki sene sonraya tekabül ediyor. “Şiir Okuma Kılavuzu” yeryüzü yayınlarından yeni çıkmış, şairin Beyazıt’ta “Beyazsaray Kitapçılar Çarşısı”nda kitaplarını imzalayacağı haberini alarak doğruca çarşının girişinde yer alan “Tohum” yayınlarına gitmiştim. İsmet Özel içerideki üç beş kişiye kitaplarını imzalıyordu. Yeni yeni şiir yazmaya başladığım için yüreğime sıkışıp kalan duyguları bir çırpıda anlatabilmemi sağlayacak bir sihirli değnek arayışındaydım.  “Şiir Okuma Kılavuzu” bu anlamda tam da aradığım bir kitaptı. Bir şairden aldığım ilk imzalı kitap bu oldu. Cesaret edemediğim için zihnimde tasarladığım o soruyu bir türlü soramamıştım. Şayet o gücü kendimde bulabilseydim “Şiir yazmanın üç altın kuralı nedir?” diye soracaktım.  

                               *** 

Öğretmenliğimin ilk yıllarında bir öğrencim yanıma gelip edebiyat öğretmenlerinin bir dönem ödevi verdiğini söyleyip benden yaşayan bir şair ismi istemişti. Ben de ilk aklıma gelen şairi söylemiş “İsmet Özel” demiştim. İyi kitap okuyan, oldukça sosyal, özgüven sahibi bir kız öğrenciydi. Kısa zaman içerisinde şairle temasa geçip söyleşi için randevu almış, soruları hazırlamış ve kayıt cihazına yüklediği cevapları kâğıda geçmişti. O zamana kadar okuduğum en güzel İsmet Özel söyleşisiydi bu. “Kendi şiirlerinizden zihninizde özel bir yer ayırdığınız hangi dizeler var?” sorusuna şair “Benim adım insanların hizasına yazılmıştır”, “Çocuk e harfine yaslanmış uyuyordu” cevabını vermişti.  

                                                                                                                *** 

1982 yılı liseden bir arkadaşımın nişan töreni. O vakitler lise öğrencilerine evlenme yasağı getirilmemiş olmalıydı. Sıra dışı bir nişan töreniydi. Zira nişanın baş konuğu İsmet Özel’di. İran Irak savaşının gündeme oturduğu zamanlardı. İsmet Özel konuşmasının önemli kısmını Ortadoğu meselesine, özellikle İran-Irak savaşına ayırmıştı. Dünya Müslümanlarının bir araya gelememesinden Türkiye’nin yakın tarihine dair çarpıcı kesitlere varıncaya kadar tam 5 saat boyunca konuşmuştu. Daha o zaman şunu anlamıştım, İsmet Özel’in ana dili şiir yabancı dili nesir yani şifahi iletişime dayalı düz yazıydı. Şiirde hiç takılıp teklemiyor, düzyazıda tekliyordu. O günde hafızamda kalan üç cümleyi şuraya yazıyorum: “İran’ın yerinde olsam kendi petrol kuyularımı bombalardım”, “Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi Leman Karaosmanoğlu anlatıyor: “Cumhuriyet’in ilk yıllarında iki tip kadın vardı biri kapalı ve peçeli, diğeri kapalı, ama peçesiz. Peçeli kadınlar peçesizlere: “Hele Mustafa Kemal Paşa hilafeti ihya etsin bak sizi nasıl peçeye sokacak!”, (Nişan yemeği esnasında) “En iyi anlaştığımız konu yemek!” Bunlar benim neredeyse yarım asır geçmesine rağmen unutamadığım cümleler. Değil mi ki kültür dediğimiz şey de her şeyi unuttuktan sonra akılda kalandır.  

                                                                                                                   *** 

İsmet Özel’in halkçı tarafını hep müstesna bir yere yerleştirmişimdir. Bunun onu sıkça halk otobüslerinde görmemle bir alakası yok elbette. Mülkiyetle bir ilişkisinin olmadığını söylemeye gerek yok, zaten yaşantısı bunu fazlasıyla ifade etmektedir. Ne piyasaya ne de kara siyasaya pirim vermiştir. Güç ve kudret sahiplerine az tebessüm etse kapısının önünde ne yığınaklar olurdu. Buna ömrünün hiçbir safhasında tenezzül etmemiştir. “Gözlerim ne güzeldir ben halka bakınca” diyen bir şair nazarlarını da haramdan muhafaza ediyor demektir. “Halkım bıçaklanmış bir kadın gibidir/Kaygular içinde yapayalnız” derken de hep halkın yanındadır.  

                                                                                                                      *** 

Yıllar önce kendisiyle şiirlerinden yola çıkarak yaptığım söyleşide şöyle sormuştum: “İnsan ne zaman ki doğar, dünyaya gelir, dünya da ona doğru gelir, ona doğar” diyorsunuz. Daha doğrusu sözlerinizden bunu anlıyoruz. Tarihi ve evreni kendi varlığınız üzerinde mi odaklamak istiyorsunuz?” Bu soruma karşılık şairin şiirlerinden şu cevabı almıştım: “Haytanın biriyim ben bunu bilsin insanlar/ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye/Kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa”   

Bir başka soruda da şunu sormuştum: “Hayat belli ki bir koşuşturma. Siz şair olarak bu koşuşturmada zamanın bir adım ötesine geçmeyi istiyorsunuz. Hiç aceleniz yok gibi duruyorsunuz, ama yine de insanların bir şeylere yetişme kaygısı deli ediyor sizi. Hep yüzünüz uzaklardan gelip çok uzaklara gidecek yolcuyu beklemekte. Onun için ya istasyonlarda rastlıyoruz size ya da iskelelerde… 

İsmet Özel: “Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için. Gidecek yer ne kadar uzak olabilir? Başım açık, saçlarımı ortadan ikiye ayırdım. Kimin ülkesinden geçsem şakaklarımda dövmeler beni ele verecek. Cesur ve onurlu diyecekler. Halbuki suskun ve kederliyim.”  

-Peki İsmet Özel şu günlerde ne ile meşgul desem ne dersiniz? 

İsmet Özel: 

-Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında. Öyle yoruldum ki, yoruldum dünyayı tanımaktan/Saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda.”  

                                                                                                                        *** 

İsmet Özel Türkiye’nin siyasi kırılma noktalarında kalabalıkların arkasına düşmeden ve aynı zamanda kalabalıkları arkasına alma endişesi taşımadan kendisi olarak konuşabilen bir tavır insanıdır. Refah Partisi’nin  yüzde 10 barajını aşamayıp yüzde 6’da kaldığı 1987 seçimlerinde Millî Gazete’de yazdığı “Bize Yüzde Altı Derler” başlıklı yazısından, Sivas olaylarına dair 8 Temmuz 1993 tarihli Millî Gazete’de “Sivas Göklerinde Sırp Tayyareleri Uçacak mı?” başlıklı yazdığı yazıya, “Kafirle savaşmayı göze alan Müslümana Türk denir.” diyerek yaptığı özgün ve keskin Türklük tanımına kadar daha birçok noktada ezberleri tarumar etmiştir. “Zor Zamanda Konuşmak” isimli eserinde söylediği şu satırlar şairin uzak görüşlülüğüne dair çok somut bir örnektir: “Amaçları bulanık olanlar kuşku yok ki araçların dolambaçlarında takılıp kalacaklardır. Balık için ördükleri ağa ayakları dolaşacak, tavşan için kurdukları tuzağa belki ellerini kaptıracaklardır.” 

Fethullah Gülen’in Fetöleşme sürecini daha işin başında kestirebilen FETÖ başını kardinale eş gören şairin entelektüel ferasetine şapka çıkarmak gerekiyor.  

Türk şiirinin yaşayan en güçlü sesi, şuara suresinde ifade edilen sahih şair tanımının tecessüm etmiş hali olan büyük ustaya bereketli ömürler diliyorum.  

 

Yorum Yaz