Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Bu yaz sinema salonları hem geçmişin unutulmaz klasiklerini hem de bugünün en çarpıcı sorularını beyazperdeye taşıyor.
Yaz ayları yaklaşırken sinema dünyası hem yeni yapımlarla hem de klasiklerle hareketleniyor. Yönetmenlerin zihnimizi kurcalayan sorularla örülü filmleri, kült yapımların yeniden gösterimleri ve sakinliğin sinemadaki temsili izleyiciyle buluşuyor. Korku, kimlik, aidiyet, rutin, huzur ve nostalji... Bu yaz sinema perdesi sadece eğlendirmiyor, düşündürüyor da. İşte vizyondan dikkat çeken yapımlar ve kaçırılmaması gereken gösterimler.
Derin Soruların Filmi: Histeri
Korku, bizi hayatta tutan, yaşamımıza yön veren temel duygulardan biridir. Bazen diri tutar, bazen kaygı yaratır. Ancak bir sınırı vardır. Korkularımız bize egemen olmaya başladığında, bu sınır bulanıklaşır. Dünya ile aramıza görünmez bir perde girer; yaşam, paranoyak bir hâl almaya başlar.
2019’da Oray filmiyle dikkat çeken Mehmet Akif Büyükatalay, yeni filmi Histeri ile korkuların bizi nasıl dönüştürebileceğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Film, 1990’larda Almanya’da göçmenlerin evlerinin kundaklanmasını konu alan bir yapımın çekimleriyle açılıyor. Ancak sette "Kur'an yakıldı" iddiası, film ekibiyle yönetmeni karşı karşıya getiriyor. Bu andan itibaren herkesin içindeki bastırılmış korkular bir bir su yüzüne çıkıyor.
Yönetmen, filmin geleceği için endişelenirken, yapımcı maddi ve manevi kaygılarla baş etmeye çalışıyor. İlk kez bir film setinde yer alan Elif ise çekimlerin ardından, film kasetlerini yönetmenin evine götürmekle görevlendiriliyor. Bu basit görev, onda büyük bir tedirginlik yaratıyor. Anahtarı kaybedince, yeni girdiği bu dünyayı kaybetme korkusu histeriye dönüşüyor. Sonrasında kasetler kayboluyor. Suç, göçmen oyunculara yöneliyor.
Elif, gerçeğin peşine düşerken kendi kimliğini de sorgulamaya başlıyor: Göçmen bir Türk mü? Göçmen Müslüman bir Türk mü? Yoksa kendini tanıttığı haliyle Eli, yani bir Alman mı?
Büyükatalay, Histeri ile inançlar, kimlikler ve aidiyet üzerine izleyicinin zihnine derin sorular bırakıyor. Ait olma arzusunun, nasıl bir histeriye kapı aralayabileceğini gösteriyor. Ve en önemlisi, bizi yöneten "histerilerimizin" ne olduğunu sorgulatıyor.
Histeri, hem beyazperdede hem de MUBİ'de sinemaseverleri bekliyor.
Yaz Aylarında Sinemanın Klasikleri Yeniden Beyazperdede!
Sinema salonları yaz boyunca izleyicilerini hem yeni yapımlarla hem de kült filmlerin yeniden gösterimleriyle karşılıyor. Gösterime girdikleri dönemde gişe rekorları kıran filmler, bu yaz sinemaseverlerle yeniden buluşacak.
Mayıs ayının ilk haftasında sezon, usta yönetmen Francis Ford Coppola’nın Baba serisinin ilk filmiyle açıldı. Baba serisinden söz etmişken, eylül ayında Harbiye Açıkhava’da düzenlenecek tarihi bir gösterimi de hatırlatalım: The Godfather Live Concert etkinliğinde film, 65 kişilik canlı senfoni orkestrası eşliğinde gösterilecek. 14 Eylül Pazar günü gerçekleşecek bu özel konseri not etmeyi unutmayın. Baba serisinin hayranlarının kaçırmak istemeyeceği bir deneyim olacağı kesin.
Mayıs ayı boyunca Örümcek Adam serisinin gösterimleri devam ederken, korku türünün öncülerinden Testere (Saw) serisinin ilk filminin de yeniden vizyona gireceğini belirtelim.
Haziran, temmuz ve ağustos aylarında gösterime girecek dünya sineması yapımlarının vizyon tarihlerini sizin için derledik:
Haziran 2025
Temmuz 2025
Ağustos 2025
Sakinliğin temsilcisi: Hiroyama
Havalar ısınmaya başladığında normal hayatımızın düzeni sıkıcı ve boğucu gelmeye başlar. Sıcaktan bunalmak hayattan bunalmaya dönüşür. Rutinler sıkıcı bir hâle gelir. İşte tam o sırada Alman yönetmen Wim Wenders imzalı Mükemmel Günler filmini izlemek iyi olabilir. Tokyo’da tuvalet temizlikçisi olan Hiroyama’nın günlük rutinlerini, işini nasıl yaptığını, öğle aralarını nasıl değerlendirdiğini, boş günlerinde neler yaptığını izleriz. Sıradanlığının gücünü hatırlamaya yaklaşırız bir nebze. Hiroyama’nın rutinleri, sakinliği bize hayatın cazibesini gösterir. Koşturmanın, telaşenin, bunalmanın bir çözüm yolu değil de anın farkında olmanın çözüm olduğunu söyler. Ama Hiroyama’yı Hiroyama yapan mütebessim hâlidir. Kimseyi yargılamaz. Buyurgan bir tavırda olmaz. Sadece o anın içindedir. Müziğini dinler, kitabını okur. Aynı yerde yemek yer. Konuşmaz, gözler ve dinler. Öğle aralarında bir parkta ağacı seyrederek yemeğini yer. Sakinliğin temsilcisi olur. Yaz aylarında güneşten bunalırken belki o anı hatırlamak için bize yardımcı olur Hiroyama.
Yorum Yaz