Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde Vefa Ödülü’ne layık görülen usta yönetmen Halit Refiğ’in değerli eşi, müzisyen ve yazar Prof. Gülper Refiğ, Litros Sanat’ın yeni sayısında sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Yaşamına, sanatına ve Halit Bey’e dair konuşan Gülper Hanım, Halit Bey’den röportaj boyunca “Canım” diye bahsetti.
“Anadolu Türk’ünü çoğu zaman işlediği kötülüklerle değil, ruhunun derinliklerinde acı çeken büyük insanlığıyla ölçmeli.”,
“Yolumuzu aydınlatacak şaşmaz ışık, bu acı çeken insanlığımızdır.”,
“Batı kültüründe ölüm; korku kültürünün amacı, silahı anlamına geliyor. Ölüm gerçek bir Müslüman için Allah’a kavuşmaktır.”,
“Aşk’ı bizim kültürümüzde ana varlığın bütünle birleşmesi olarak görüyorum.” ve
“Yeşilçam’da kahramanlar parayı değil, Aşk’ı tercih ederler.”
gibi derin sözlerin sahibi, aynı zamanda “Gurbet Kuşları”, “Hanım”, “Aşk-ı Memnu”, “Haremde Dört Kadın”, “Beyaz Ölüm”, “Vurun Kahpeye”, “Çöl Kartalı, “Şehrazat”, “Köpekler Adası”, “İki Yabancı”, “Teyzem”, “Karılar Koğuşu”, “O Kadın” gibi birbirinden değerli sayısız yapımın yönetmeni o… Türk sinemasının biriciği; karakteri, duruşu, üslubu, donanımı ve entelektüelliği ile Türk toplumunda derin izler bırakmış bir vefa insanı, bir sanatçı Halit Refiğ… 2009 yılında aramızdan ayrılan usta yönetmeni, ardında bıraktığı üretimleriyle ve gönüllerde kurduğu tahtlarla anmaya, anlamaya devam ediyoruz. Özlüyor, saygıyla anıyoruz elbette. Ne mutlu ki bu anmanın güzel bir örneğini yaşadık geçtiğimiz günlerde. Usta yönetmen Halit Refiğ bu yıl Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde Vefa Ödülü’ne layık görüldü. Çok hak edilmiş olan bu ödülü, değerli eşi, kıymetlisi, müzisyen ve yazar Prof. Gülper Refiğ ile konuşmak üzere bir araya geldik. Bizi evinde ağırlayan Gülper Hanım, bütün inceliği ve nezaketiyle sorularımızı yanıtlarken hem kendi hem de değerli eşi Halit Bey’e dair sorularımızı da yanıtladı, içtenlikle…

Onur ve gurur duyuyorum
Bir girizgâh yapmak adına, nasılsınız, şu ara gündeminizde neler var?
İkili bir ruh hali içerisindeyim. Bir düalite var hayatımda. Şöyle ki Türkiye şahlanışta. Son 10 yılda çok büyük hamleler yapıldı. Her alanda büyük bir yükseliş ve atılım var ülkemizde. Savunmaya sanayi, dizi sektörü, spor ve güzel sanatlar konusunda olağanüstü bir genç birikimi var. Avrupa’daki en büyük operalara gidin, inanın neredeyse hepsinde bir Türk solist bulunuyor. Öte yandan tüm dünyada korkunç katliamlar yaşanıyor. Bosna’da başladı, Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin’de bütün şiddetiyle devam ediyor. Bütün dünya ise bu duruma kör, sağır ve dilsizken bu noktada bir tek lider, BM’de ve her yerde bunu açıkça, korkmadan dile getiriyor; o da Cumhurbaşkanı Erdoğan. Bir ülke için bundan daha büyük bir gurur olamaz. Bunu bütün dünya görüyor. Bu sebeple onur ve gurur duyuyorum dolayısıyla bu açıdan iyiyim. Ancak öte yandan tüm dünyada 200 milyonu aşkın göçmen, açlıkla boğuşan, acı çeken ve ölümü bekleyen insanlar var. Ve ben buna duyarsız kalamıyorum, onlarla birlikte acı çekiyorum. İşte bu noktada insanlığın beklediği “Tek Umut Türkiye”. (Halit Refiğ’in son kitabının adı.)

Yeni kitabim üzerinde çalışıyorum
Bir gününüz nasıl geçiyor?
Açıkçası rüzgâr gibi geçiyor. Kedilerim var. Açlar, sokakta, onları besliyorum, bakımlarını yapıyorum. Baktığım 10-15 kedi var. Onlarla ilgilenmeyi seviyorum. Günümün 1-2 saati onlarla geçiyor. Sonra gazete okuyorum, daha sonra da gelen mesajlara cevap veriyorum. Bütün bunların ardından da eğer eve bir şey alınacaksa, alışveriş gibi, dışarı çıkıyorum. Eğer mecbur değilsem dışarı çıkmayı sevmiyorum. Bütün gün hazırlığında olduğum yeni kitabım üzerine çalışıyorum. 3 kutsal kitapta kadın meselesi üzerine olacak kitabın konusu, eğer değişmezse.
İlk üç sene ölmek istedim
Peki bütün bunlar içerisinde değerli eşiniz Halit Bey aklınıza geliyor mu?
Şöyle söyleyeyim, ilk 3 sene ölmek istedim. Sonra bir öğrencim bana bir şiir yazıp yolladı, diğer bir öğrencim ise “Sizsiz bir ne yapacağız? Bize bunları kim öğretecek?” yazan bir not gönderdi ve ben hayata döndüm. Ondan 3 sene sonra İsveç’te, canımı (Halit Refiğ) çok seven dostu Prof. Dr. Eva Szcato telefon etti. “Köye gidiyor musun Gülper?” dedi. Ben de “Hayır gitmiyorum.” dedim. Sapanca’daki evimizden bahsediyor. “Oraya git, Halit orada seni bekliyor.” dedi ve ben de gittim. Bütün gün bahçeyi dolaştım. Canım orası için “Cennet” derdi. Yanımda sadece papağanımız Gümüş Tüy ve kedim vardı. Bir akşam onunla hayatımızı anlatan bir kitap üzerinde çalışıyordum. Evimiz ormanın içindeydi. Tek başıma epey de korkuyordum. Kitabımı yazarken bir anda çok garip bir his duydum. Anlatmanın imkânı yok. Birdenbire, başımdan aşağı bir şey oldu, garip bir haldi. Kendi kendime “Uzun bir yolculuktan sonra geldin yine beni buldun değil mi canım?” diye mırıldandım. Buluştuk. O gece hiç korkmadım. İnanılır gibi değildi. O andan itibaren bütünleştik ve içimdeki bütün kasvet kayboldu. Ondan sonra da gerçekten hiç ayrılmadık.

Müthiş duru bir öngörüsü vardı
Halit Bey’e dair özlediğiniz şeyler nedir?
Bazen çok ama çok şiddetli bir özlem duyuyorum. Hemen bu duygumu atıp başka şeylerle meşgul oluyorum. Şöyle ki iki durumda eksikliğini çok hissediyorum. Birincisi hem ülkemizde hem de dünyada çok büyük bir türbülans söz konusu. Ne olacağımızı bilmiyoruz. Fakat onun çok müthiş duru bir öngörüsü vardı. Bazı şeyleri önceden görürdü. İşte böyle durumlarda onu çok arıyorum. Onun bir ömre sığdırdığı olağanüstü bir birikimi var. Bunların değerlenmesi lazım. Hem ülkemizin geleceği hem de insanlığın geleceği için rehber olacak; ufuk açıcı yüzlerce makale ve dergi yazıları var. Benden sonra bunları kimse değerlendirmeyecek ve tarih bizi affetmeyecek. Dolayısıyla bunu adeta üzerimde kutsal bir görev gibi hissediyorum. İşte bu kıymetli arşiv, Millet Kütüphanesi’nde Halit Refiğ Kültür ve Sinema Araştırmaları Derneği’nde âtıl bir şekilde duruyor ve gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Ben de onun için bir şeyler yapmak istiyorum. Bir de sevdiği herkese sımsıkı sarılırdı. İşte ben de onun sarılmasını çok özlüyorum.
Kimsenin üzülmemesi için acılarını ve hastalıklarını asla belli etmezdi
Halit Refiğ sizin için ne ifade ediyor?
19 yaşında Adnan Saygun’un Yunus Emre oratoryosunda Yunus’un Divanı’yla karşılaşıp aradığı hakikati bulmuş, o andan itibaren ‘ben’den ve nefsinden vazgeçmişti. Son nefesine kadar çok onurlu ve vicdanlı bir insan olarak, başlarda ülkesi daha sonraları ise bütün insanlık için bu hakikati yaymaya çalıştı. “Ya huzur ya servet ya maneviyat ya şöhret”, onun dünya görüşünü anlatan en esaslı sloganıydı. Sanayici, varlıklı bir ailenin evladı olmasına rağmen önce mirasını, daha sonra Hollywood’dan gelen teklifi reddetmesinin altında işte bu neden yatıyordu. O parayı değil, doğayı tercih etti. Çünkü doğaya zarar vermeden para kazanılacağına inanmıyordu. Para konuşmaktan ve konuşulmasından gerçekten nefret ederdi. Gerçek bir dosttu. Sevgileri ve sahici ve sağlamdı. Ülkesi için eserlerinin önemine inandığı Kemal Tahir, Oğuz Atay ve Adnan Saygun için kendisi ne kadar zor durumda olursa olsun, kendini bir tarafa bırakıp nasıl çabaladığını çok iyi hatırlıyorum. Ona ilk asistanlık teklifi yapan Atıf Yılmaz’ın televizyondan ölüm haberini duyduğu gece nefes alamaz hale geldi ve ona hastaneye kaldırmak zorunda kaldım. Sevinçlerini ve acılarını çok güçlü ve derin yaşıyordu. Ama kimsenin üzülmemesi için acılarını ve hastalıklarını asla belli etmezdi.
‘Aşk’ı ondan öğrendim
Halit Bey’in sizin dünya görüşlerinize nasıl bir katkısı oldu?
Ben ukalanın biriydim, hiçbir şeyi beğenmeyen. Ama benim canım eşim benim ayaklarımı yere bastırdı. Sinema için gerekli olan bütün diğer sanatlar; müzik, edebiyat, resim, mimari konularında sıradışı bir bilgi birikimi ve estetik bakışı vardı ve bütün bunlar bana haddimi bildirdi. En büyük kazancım onun sayesinde ülkemin bütün zenginlik ve güzelliklerini keşfettim. Ve tüm canlıları sevmeyi dolayısı ile AŞK’ı ondan öğrendim.

Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum
Son olarak, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde bu yıl Vefa Ödülü’ne layık görüldü değerli eşiniz. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Sağ olsun Cumhurbaşkanımız ve bunu düşünen kişiler, teşekkür ediyorum. Aslında genç yaşından son nefesine kadar hiç pes etmeden bütün saldırılara ve hakaretlere göğüs gererek, yılmadan mücadele veren ve bunu kendi çıkarlarını bir tarafa bırakıp, ülkesi hatta tüm insanlık için yapan eşim gerçek bir vefa insanıydı. Aynı vefa dostları için de geçerliydi. Onun için bu ödül Cumhuriyetin 101. yılında, Türkiye Yüzyılı içerisinde çok güzel bir tevafuk oldu.
Geleceğe özel: Ulusal Sinema kavgası
“Türk sinemacıları için benim başlattığım bir efendilik savaşıydı.
Batı’ya karşı efendilik,
Devlete karşı efendilik,
Sermayeye karşı efendilik…
Lütfi Akad ve Metin Erksan bu savaşın ağır toplarıydı…
Lütfi Akad kimseyle savaşmadı.
Metin Erksan ise herkesle savaştı. (Ben dahil…)
Türk sinemacıları ‘efendilikle’ teslim oldu.
(Batı’ya, devlete ve sermayeye.)
Ben:
Batı’ya teslim olmadım,
Devlete teslim olmadım,
Sermayeye teslim olmadım.
Yalnız kaldım…
Hayır yalnız kalmadım çünkü Gülper bu savaşta beni hiç yalnız bırakmadı…”
Yorum Yaz