"Babam kimsenin görmediği hedefleri vurdu"

SİNEMA Röportaj

 Bilge sinemacı Ahmet Uluçay’ın değerli oğlu İdris Uluçay, Litros Sanat’ın yeni sayısında sorularımızı yanıtladı. İdris Bey babasıyla ilgili şu sözleri kurdu: “Babam çektiği filmleriyle, yazdığı hikâye kitabıyla, günlükleriyle, bu uğurda verdiği mücadeleyle, azmiyle o zamanın şartlarında bir sürü imkansızlıklara karşı sergilediği duruşla; sadece sinemayla uğraşanlara değil herkese örnek olmuştur. Arthur Schopenhauer’un dediği gibi ‘Yetenek, kimsenin vuramadığı hedefleri; deha ise kimsenin göremediği hedefleri vurur’, babam kimsenin göremediği hedefleri vurdu.”

Sadece ailesi, sevenleri veya ülkesi için değil, Türk sineması için çok erken bir kayıp oldu bilge yönetmen Ahmet Uluçay’ın aramızdan ayrılışı. Arkasında birçok değerli film ile sinema adına büyük bir motivasyon kaynağı ve umut bıraktı herkes için. Bu umut hala yaşatılıyor sinemamızda. Her fırsat ve imkânda onu anmaya, onun filmlerini izlemeye devam ediyoruz. “Keşke biraz daha yaşasaydı da çekemediklerini de çekseydi bu güzel insan, bu başarılı yönetmen” diye iç geçiriyoruz bir de. Çekemediği, senaryo halinde bıraktığı çalışmaları var zira Uluçay’ın. Kim bilir belki yakın bir zamanda sinemamızda karşılık bulur bu senaryolar… Ancak ne mutlu ki çekilse de çekilmese de değerinin bilincindeyiz biz onun. Öyle ki bu bilinci kaynaklaştırmak amacıyla da Litros Sanat’ın yeni sayısını ona adadık. Bu kapsamda ben de değerli oğlu İdris Uluçay ile bir röportaj gerçekleştirdim. Kendisiyle babasına, yaşamına ve elbette Ahmet Uluçay sinemasına dair konuştuk, buyurun sohbetimize…  

Babam aynı zamanda arkadaşım, dostum, sırdaşımdı

Babanızın sizdeki karşılığı nedir, onunla ilgili neler söylemek istersiniz?

Babam benim sadece benim babam değil aynı zamanda arkadaşım, dostum, sırdaşımdı. Birlikte gece yarılarına kadar olan sohbetlerimizi, beraber dinleyip ağladığımız türküleri, senaryo çalışırken bazen aklına bir fikir gelip bana bunu heyecanla anlatmasını hemen hemen onunla olan her şeyi o kadar çok özledim ki… Bir daha onu dünya gözüyle göremeyecek olmanın verdiği acıyı anlatmanın tarifi yok bende.

Hiçbir zaman soru işareti bırakmazdı

Babanızda en sevdiğiniz özelliği neydi, bu özelliği neden seviyordunuz?

 Babamın sevdiğim birçok özellikleri arasında benim için en değerli olanı samimi bir insan olması; karşısındaki insanlarda hiçbir zaman soru işareti bırakmamasıydı. Benim hayatta acaba olmadan gözü kapalı güvenebileceğim tek insandı. Küçükken hatırlıyorum, yüksekçe bir yere çıkar gözlerimi kapatıp babamın kucağına atlardım. Beni havada yakalayacağına o kadar güvenirdim ki, bu güvenimi babam hiçbir zaman boşa çıkarmadı. Daha sonraları da hiç kimseye karşı bu kadar güven duyamadım. Ayrıca dünyada hemen hemen her insanın çok değer verdiği para mevki, ün, şan bunlara zerrece değer vermemesi de beni çok etkileyen taraflarından bir tanesiydi.  

Annem hep babamın yanında oldu

Sizce Ahmet Uluçay nasıl bir eş ve nasıl bir baba idi?

Evin yükü daha çok annemin üzerindeydi. İşte şu alınacak bu yapılacak filan daha çok annem ilgileniyordu. Annem; babamın sinemayla ilgilenmesinden daha çok para getiren “işe yarar” bir işte çalışmasını istiyordu. Ama annem de biliyordu babamın sinemayı bırakmayacağını, çaresiz susuyordu. Ama annemin babam üzerindeki hakkını da inkâr edemem. Bir şekilde babamın hep yanında oldu. Kardeşimle ben daha memnunduk hayatımızdan bizimle arkadaşlık yapan her sorunumuzu rahatlıkla konuşabileceğimiz bir babamız vardı.

“Oğlun olursa adı Ahmet olsun” derdi

Oğlunuza Ahmet ismini verme fikri nasıl doğdu, çevreniz bu fikre nasıl yaklaştı?

Büyük kızımın adı Gülayşe. Onun adını babam vermişti. Tabii Ahmet doğduğunda babam çoktan vefat etmişti. Ama bana daha öncelerden de eğer ileride bir oğlun olursa ismi Ahmet olsun benim yolumdan giden birisi olur belki derdi. Babam kalabalık bir ailede yaşamak isterdi hep, birçok torunum olsun, kapım hiç kapanmasın; uykumdan gözlerimi açtığımda karşımda onları göreyim derdi. “Görürsünüz siz; o çocuklar herkesten daha iyi anlayacaklar beni” derdi. “Baba ben seni anlamıyor muyum” diye sorardım? Sen iyi ki varsın yoksa buralarda derdimi anlatabileceğim hiç kimsem yok derdi. Çevremdeki insanlarda olumlu baktılar Ahmet ismine. Zaten benim en sevdiğim isimlerden birisi de Ahmet.

Oğlum bu filmi tekrar tekrar izledi

Ahmet’e dedesini nasıl anlatıyorsunuz, Ahmet dedesiyle ilgili neler merak ediyor, neler soruyor?

Ahmet şimdi 10 yaşında; 2 sene öncesi 8 yaşlarındayken “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmini 2 gün boyunca belki 7-8 defa izledi. Filmi çok sevdiğini, çok güldüğünü söyledi. Dedesinin film yönetmeni olduğunu filmlerinin birçok sinemasever tarafından sevildiğini, eğer hayatta olsaydı kendisini çok seveceğini söylüyorum. Tabii onun küçük çocuk dünyasında bu söylediklerim nasıl karşılık buluyor bilemiyorum.

Ahmet Uluçay’ı örnek alan ve ondan motivasyon alan, azmeden genç sinemacılar var. Onlara neler söylemek istersiniz?

Şimdi sinemayla uğraşan gençlerin teknolojinin gelişmesiyle, imkanların artmasıyla birlikte artık ellerinin çok genişlediğini düşünüyorum. Artık her şey onların hayal dünyalarında bitiyor. Sait Faik, “Yazmasam deli olacaktım” diyor. Babam da “Film çekmesem deli olacağım” diyordu. Bir işi yapamayınca deli olacağını düşünecek kadar seviyorsan o iş te kesinlikle çok başarılı olunur gibi geliyor bana.

Bütün filmlerini izledim

Babanızın tüm filmlerini izleyebildiniz mi? Babanızın en çok hangi filmini seviyorsunuz, neden?

Bütün filmlerini izledim. "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak", "Optik Düşler", "Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak" ve "İnci Deniz Dibinde" en sevdiğim filmleri. Ama asıl çekmek isteyip, imkân bulamadığı iki adet senaryosu var. O senaryoların hayata geçirilmesini çok isterdim. Babam o senaryoların hakkıyla çekilirse tam bir baş yapıt olacağını söylüyordu. Ben de aynı fikirdeyim.

Babanızın ismini yaşatmak adına siz bir şeyler yapıyor musunuz?

Babamın ismini yaşatmak için bir şey yapma gereği duymuyorum. Öyle bir şeye de benim ve ailemin ihtiyacı yok. Babamın yaptığı şeyler ortada ister değer verirler ister değer vermezler. Zaten bizim bu yaşadığımız çevre de sanat sinema böyle şeyler çok geçer akçe değildir.

Senaryolarının çekilmesini isterim

Babanızın filminin çekilmesini ister misiniz?

Babamın hayatını anlatan filminin çekilmesini ister miyim bilmiyorum. Bu konuda tam emin değilim. Ama “Bozkırda Deniz Kabuğu” ve “Kuzey Masalı” (Mavi Masal) bu iki senaryonun hakkıyla çekilmesini isterim. 

 Ailenizde başka sinemacı var mı? Sanırım siz aynı zamanda deneyimine sahipsiniz. Bu babanızdan size geçen bir motivasyon muydu, oyunculuk deneyiminiz nasıl başladı?Ailemizde başka sinemacı yok, belki de var. Çekmeyi düşündüğüm çok güzel bir kısa film senaryom var. Ayrıca kızım Gülayşe’nin sinemaya ve tiyatroya ilgisi var sinema-televizyon bölümünde okumak istiyor. Babamın kısa filmlerinde başrol oynadım. Babam "Bozkırda Deniz Kabuğu" filminde beni oynatmak istiyordu, bu senaryoyu yazarken seni düşünerek yazıyorum diyordu. "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" filminde de yaşım geçtiğinden dolayı oynayamadım. Hatta yazar Mario Levi benim hakkımda “Bu çocuğa gerekli değer verilirse ileride çok iyi bir oyuncu olur” diye bir yorumda bulunmuştu zamanında. Ama yanıldı. Bizim ülkemizde bu işler o kadar kolay olmuyor maalesef.

Babam herkese örnek oldu

Son olarak, babanızla ilgili Türk sinemasına, insanlara bir çağrıda bulunmak ister misiniz?

Babam çektiği filmleriyle, yazdığı hikâye kitabıyla, günlükleriyle bu uğurda verdiği mücadeleyle, azmiyle o zamanın şartlarında bir sürü imkansızlıklara karşı sergilediği duruşla; sadece sinemayla uğraşanlara değil herkese örnek olmuştur. Arthur Schopenhauer’un dediği gibi “Yetenek, kimsenin vuramadığı hedefleri; deha ise kimsenin göremediği hedefleri vurur”, babam kimsenin göremediği hedefleri vurdu. Benim burada bir çağrıda bulunmama gerek yok. Her şey ortada, herkes payına düşeni alır.

Türk sinemasında babamIn değerinin bilindiğini düşünmüyorum

Türk sinemasında babanızın değerinin bilindiğini düşünüyor musunuz? Kırgınlık var mı?

 Türk sinemasında babamın değerinin bilindiğini düşünmüyorum. Kırgınlıktan ziyade içimde öfke var. Babam koltuğunun altında senaryolarıyla defalarca İstanbul’a gidip geldi yapımcı bulabilmek için hep bir umut veriyorlardı ama sonra hepsi boşa çıkıyordu. Büyük bütçelerle eften püften bir sürü film çekilirken babam yapmak istediği filmleri yapamadı. Karikatürist Gürcan Yurt bir keresinde babama “Üç kuruşluk tarihi olan ecnebiler üç kuruşluk hikayelerini allayıp pullayıp bize filmlerini seyrettirirken, binlerce yıllık tarihi olan bizler kendi hikayelerimizi anlatamıyorken; bize bizden olan bu hikayeleri anlattığın için teşekkürler Ahmet Abi.” demişti. Ne kadar da haklı Gürcan Yurt, maalesef bazen en çok kendi içimizdekilere yabancıyız.

Babamla gurur duyuyorum

Ahmet Uluçay Türk sineması için oldukça saygı duyulan önemli bir isim. Bu durumla gurur duyuyor musunuz? Size göre, sizin bakışınızla babanızı Türk sinemasında değerli kılan şeyler nelerdi?

Tabii ki babamla gurur duyuyorum. Babamın sinemasını değerli kılan şey bence bir kere özgün olması kendine has bir dili olması. Kimisi Albert Camus’un uyarlamasını çekiyor, kimi Kiarostami, Kurosawa gibi büyük yönetmenlerden etkileniyor çektiği filmlerde. Babamı özel kılan şey sadece içinden gelen sese, kalbinden gelen sese kulak vermesi bence. Düşünün, Kütahya Tavşanlı Tepecik Kasabası’nı anlatan film yapıyorsun. Bu Avrupa’da Amerika’da Uzak Doğu’da birçok, dünyada adından söz ettiren ülkelerde beğeniliyor, övgüler alıyor. Demek ki insanlığın ortak bir dili var. Önemli olan bu dili yakalayabilmek galiba

Ali DEMİRTAŞ
Ali DEMİRTAŞ

Gazeteci, TV yapımcısı, moderatör ve yönetmen. 10 Nisan 1996 tarihinde Niğde’de doğdu. 1999 yılından beri İstanbul’da yaşıyor. Lisansını İstanbul Arel Üniversitesi’nde yüzde 100 başarı bursu ile gazet ...

Yorum Yaz