Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yeşilköy’ün dokusunda, bir mahalle arasında konumlanan ve sanatçı Berkan Karpat’ın yaşam alanı olan sıra dışı bir mekân, 5 Haziran – 19 Haziran 2026 tarihleri arasında çağdaş sanatın en kırılgan kavramlarını masaya yatırıyor: Ev, hafıza, ses, tekrar ve aidiyet. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Münih Eyalet Başkenti Kültür Dairesi desteğiyle gerçekleşen, küratörlüğünü Berkan Karpat ve Zehra Kaygusuz’un üstlendiği "Coming Home to My Friends" sergisi, alışılagelmiş galeri kalıplarını yıkan eleştirel bir duruş sergiliyor.
Kozmopolit kent yaşamının insan varlığını nesneleştiren, parçalı ve hızlı akışına bir panzehir olarak kurgulanan sergi, "eve dönüş" fikrini nostaljik bir romantizmden tamamen arındırıyor. Sergi metni ve mekânsal kurgu, evi coğrafi ya da mimari bir sabitlik olarak değil, her gün yeniden üretilen devingen bir hafıza alanı olarak konumlandırıyor. Buradaki en radikal ve eleştirel hamle, mekânın kendisinde somutlaşıyor: Karpat’ın evi sadece eser barındıran bir kabuk değil; gündelik ritüelleriyle, nesneleriyle ve yaşanmışlığıyla serginin ana nesnesine ve kuramsal omurgasına dönüşüyor. İzleyici, özel ile kamusal arasındaki sınırın flulaştığı bu tekinsiz ama tanıdık eşikten içeri davet ediliyor.
Sergideki işler, kavramsal derinlikleri ve seçilen disiplinlerarası dille dikkat çekiyor. Zafer Şenocak, babası Kemaleddin Şenocak’ın sesi üzerinden kuşaklararası bir bellek aktarımının akustik haritasını çıkarırken; Hakan Ulus, Kur'an tilavetinin ritmik altyapısını kullanarak mekânı görünmez, mimari bir yankı odasına dönüştürüyor ve sesi mekânsallaştırıyor. Sanat tarihinin mihenk taşlarından Robert Rauschenberg’inK’sBed (K’nın Döşeği) adlı eserinin sergideki yeniden yorumu ise gündelik hayatın en mahrem nesnesini bir hafıza katmanına dönüştürerek izleyiciyi maddesellikle yüzleştiriyor.

Görsel ve felsefi gerilim serginin diğer damarlarında da kendini hissettiriyor. Judith Goldschmid’in silikleşen yüzleri ve dağılan renkleri, hafızanın uçuculuğunu ve zaman karşısındaki çaresizliğini plastik bir dille yakalıyor. Rodney Graham’ın Home Alone eseri ise Berkan Karpat tarafından metamodern bir yaklaşımla yeniden üretiliyor. Bu hamle; özgün ile kopya, tekrar ile farklılık arasındaki felsefi gerilimi tetiklerken, eserin hafızada yeniden beden bulmasını sağlıyor. Karpat’ın kendi çalışmaları ise ses, dua ve anlam ekseninde gezinerek "ev" kavramını barınma işlevinden koparıyor; onu yaşayan, dönüşen ve zihni sürekli meşgul eden politik ve felsefi bir coğrafya haline getiriyor.
Sonuç olarak "Coming Home to My Friends", aidiyet ile yabancılaşma, hatırlamak ile yeniden kurmak arasında sıkışan modern bireye güçlü bir eleştirel ayna tutuyor. Sergi, izleyiciyi hazır cevaplarla uğurlamak yerine, gitmek ve dönmek arasındaki o tekinsiz boşlukta tanıklık etmeye zorluyor.
Yorum Yaz