İstanbul’da Kültür Kaçamağı

SANAT AJANDASI

Şubat ayında İstanbul, sahne sanatlarından sergilere ve sinemaya uzanan zengin bir kültür rotası sunuyor. Sultanahmet’te sahnelenen “Legends of Istanbul”, şehrin efsanelerini multimedya performansla buluştururken; İstanbul Devlet Opera ve Balesi sahnesinde izleyiciyle buluşacak Tchaikovsky’nin Nutcracker (Fındıkkıran) balesi klasik sanatın büyüsünü yaşatıyor. Sergi tarafında ise İstanbul Modern’de açılan “Semiha Berksoy: Aria of All Colors” retrospektifi, sanatçının sahne ile tuval arasında kurduğu güçlü bağı görünür kılıyor.

Çağdaş sanat rotasında MERKUR Galeri’deki “Hemhal” sergisi kimlik ve hafıza kavramlarını malzeme üzerinden tartışmaya açarken, SALT Beyoğlu’ndaki “We’ve Been on the Carpet Since the ’90s” sergisi kent belleğini halı metaforu üzerinden sanatseverlere yeniden sunarken. Beyazperde tarafında da ise İstanbul Modern Sinema’nın 12–22 Şubat tarihleri arasında düzenlediği “Oscar’ın Yabancıları” seçkisiyle uluslararası sinemaya uzanarak, İstanbul’da sanatı disiplinler arası ve küresel bir perspektifle deneyimleme imkânı sunuyor.

Sahnenin Efsaneleri: Legends of Istanbul’da 

İstanbul’un tarihini sahne sanatlarıyla buluşturan “Legends of Istanbul”, Şubat 2026 boyunca Sultanahmet’te sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor. Yaklaşık 45 dakikalık bu multimedya performans, haftanın çoğu günü saat 16.00’da sahnelenerek izleyicileri şehrin efsaneleri arasında dijital bir köprü oluşturuyor. Gösteride “Medusa’nın Laneti”, “Hezarfen’in Uçuşu”, “Fatih’in Fethi”, “Hürrem Sultan’ın Dansı” ve “Mimar Sinan’ın Mirası” gibi İstanbul’un kültürel belleğinde yer etmiş anlatılar; canlı oyunculuk, dans, özgün müzikler ve görsel efektler eşliğinde sahneye taşınıyor.

Tiyatro deneyiminin ötesinde bir anlatım ile performans ve teknolojiyi bir arada deneyimlemek isteyenler için “Legends of Istanbul” bulunmaz bir fırsat demek yanlış olmaz. Ayrıca gösterinin finalinde yer alan “Mevlevî Sema Töreni” bölümü ise izleyicilere mistik bir kapanış sunuyor. Şubat ayı sanat rotalarına tarih ve sahne sanatlarını aynı potada eriten özgün bir deneyim eklemek isteyenler için “Legends of Istanbul”, izleyicilere kültürel olarak hitap eden güçlü bir alternatif olarak yer alıyor.

Klasik Balenin Büyüsü: Nutcracker (Fındıkkıran)

Şubat ayında klasik bir masalda yer almak isteyen sanatseverler hazır olsun. Sizleri İstanbul Devlet Opera ve Balesi sahnesinde Tchaikovsky’nin efsanevi eseri “Nutcracker (Fındıkkıran)” götürmek istiyorum. Geçtiğimiz tarihlerde sahnelenen Nutcracker (Fındıkkıran), 19 Şubat tarihinde Atatürk Kültür Merkezi – Türk Telekom Opera Salonu’nda tekrar sahnelenecek bu büyülü bale, küçük Clara’nın Noel arifesinde yaşadığı masalsı yolculuğu zarif koreografi ve canlı orkestranın unutulmaz müziğiyle canlandırıyor. Klasik müzik tutkunları ve sahne sanatları meraklıları için bu gösteri İstanbul’un sanat rotasında es geçilmemesi gereken bir durak. 

Sahnenin ve Tuvalin Divası: Semiha Berksoy

Sergi rotamızın ilk durağı 22 Ocak’ta İstanbul Modern’de açılan “Semiha Berksoy: Aria of All Colors” başlıklı sergisi oldu. Bu sergi sayesinde sahne ve tuvalin eşsiz buluşması sanatseverlerle bir araya geldi. “Semiha Berksoy: Aria of All Colors” retrospektifle, Türkiye sanat tarihinin en özgün ve çok yönlü figürlerinden birini odağına alıyor. Opera sahnesindeki öncü kimliğiyle tanınan Berksoy’un resim, tiyatro ve yazın alanlarına uzanan üretimi, sergide disiplinlerarası bir bakışla bir araya getiriliyor. Sanatçının sahnedeki dramatik gücü ile tuvallerindeki ekspresif anlatım arasında kurduğu güçlü bağ, izleyiciye hem biyografik hem de estetik bir okuma fırsatı sunuyor.

Retrospektif, Berksoy’un sanat yaşamını yalnızca kronolojik bir çerçevede aktarmakla kalmıyor; onun kendine özgü renk dili, mitolojik ve kişisel imgeleriyle kurduğu dünyayı da görünür kılıyor. Sahne kostümlerinden arşiv belgelerine, resimlerinden yazılı notlarına uzanan seçki, Berksoy’un sanatını bir “yaşam pratiği” olarak ele alıyor. İstanbul Modern’deki bu kapsamlı sergi, 6 Eylül 2026 tarihine kadar ziyaretçilerini bekliyor olacak.

Zıtlıkların Uyumu: “Hemhal” MERKUR’de

MERKUR Galeri, Leyla Emadi’nin “Hemhal / Blended in Balance” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. 14 Mart 2026 tarihine kadar ziyarete açık olacak sergi, sanatseverlerin uğrak noktalarından biri olmayı hak ediyor. Bu sergide Emadi, heykel, dokuma ve mekâna özgü yerleştirmeler aracılığıyla kimlik ve hafıza kavramlarını çok katmanlı bir anlatımla ele alıyor. Sanatçının üretiminde malzeme yalnızca biçimsel bir araç değil; kültürel izlerin ve kişisel deneyimlerin taşıyıcısı olarak eserler üzerinden güçlü bir anlatımla öne çıkıyor.

“Hemhal”, karşıtlıkların çatışmasından çok, bir aradalık ihtimaline odaklanıyor. Sert ve dayanıklı yüzeylerle kırılgan dokumaların yan yana gelişi, bireysel geçmiş ile kolektif hafıza arasındaki gerilimi şeffaf bir şekilde ortaya koyuyor. Emadi’nin mekânla kurduğu ilişki, izleyiciyi eserlerin çevresinde dolaşmaya değil; onların düşünsel alanına dâhil olmaya davet ediyor. MERKUR’deki bu sergi, çağdaş sanatın malzeme, aidiyet ve denge üzerine yürüttüğü tartışmalara sunduğu güçlü katkıdan dolayı sergi rotamızda ikinci sırayı alıyor.

Halı Üzerinde Bir Kent Hafızası

Halı kültürünün önemli taşıyıcılarından bir ülke olduğumuz için halının halkımız nezdinde ki önemini anlatmayacağım. Bunun yerine sizleri üçüncü sergi durağımıza götüreceğim. SALT Beyoğlu, İstiklal Caddesi’ndeki merkezinde “We’ve Been on the Carpet Since the ’90s” başlıklı sergiyle 1990’lardan günümüze uzanan kültürel dönüşümü halı imgesi üzerinden mercek altına alıyor. 1 Mart 2026’ya kadar ziyaret edilebilecek sergi, halıyı yalnızca bir dekoratif unsur olarak değil; kent yaşamının, gündelik pratiklerin ve kolektif belleğin taşıyıcısı olarak ele alıyor. 1990’lı yılların sosyal ve kültürel atmosferine referansla kurgulanan seçki, kamusal alan ile özel alan arasındaki geçirgenliği sorgulayan işler etrafında şekilleniyor.

Sergi, halının desen, zemin ve yüzey gibi fiziksel özelliklerini kavramsal bir çerçeveye taşıyarak izleyiciyi mekânla yeni bir diyalog kurmaya davet ediyor. Kent kültürünün dönüşen dinamikleri, nostalji ile eleştirel bakış arasında gidip gelen bir anlatımla sunulurken, halı metaforu hem yere basan hem de hafızayı taşıyan bir zemin olarak kurgulanmış. SALT Beyoğlu’ndaki bu kapsamlı sunum, yakın dönem kültürel tarihine gündelik nesneler üzerinden bakmanın imkânlarının yanı sıra bir hafıza bir hatırlatıcı görevini de üstlenmiş durumda.

Oscar’ın Yabancıları Galataport’ta

Sanat rotamızı sinema ile noktalamak istiyorum. Şimdi sizleri İstanbul Modern Sinema ’da düzenlenen “Oscar’ın Yabancıları” film programına götürmek istiyorum. Film programı 12–22 Şubat 2026 tarihleri arasında dünya sinemasının ödül sezonunda öne çıkan yapımlarını bir araya getiriyor. En İyi Uluslararası Film kategorisinde Oscar’a aday gösterilmiş ya da aday adayı olmuş 10 filmden oluşan seçki, farklı coğrafyaların kültürel ve estetik anlatılarını İstanbul’da izleyiciyle buluşturuyor. Program, festival atmosferini kamusal bir gösterim alanına taşıyarak, küresel sinemanın çok sesli yapısını daha erişilebilir bir zeminde deneyimleme imkânı da sağlıyor.

Seçkide Japon Kabuki geleneğini kuşak çatışması üzerinden ele alan “Kokuho”, politik gerilim diliyle dikkat çeken “Gizli Ajan”, aile ve kayıp temalarına odaklanan “Aşktan Geriye Kalan” ve savaş sonrası travmayı çocuk perspektifinden anlatan “Yetim” gibi yapımlar yer alıyor. Türkiye’den ise “Öldürdüğün Şeyler” ve 1968 Meksika’sının toplumsal hafızasına odaklanan “Hiçbir Yere Gitmiyoruz” da programın dikkat çeken filmleri arasında. “Oscar’ın Yabancıları” film programı, şubat ayında İstanbul’da sinemaya sanatsal ve uluslararası bir perspektiften bakmak isteyenler için kaçırılmaması gereken bir fırsat.

Yorum Yaz