Yapay zekâ ve müzik diyaloğu: Mükemmel veriye karşı yaratıcılık ve “kusurlar”

Röportaj

Litros Sanat’ın yeni sayısında yapay zekâ ile müziğin diyaloğunu enine boyuna ele alıyoruz. İkili arasındaki paylaşımları, sınırları, ihlalleri, etik ve benzeri sorunları, ölçütleri, alışverişleri ve diyaloglarını hiç araya girmeden ve bir taraf tutmadan konuşmacılarımız üzerinden okurlarımızla paylaşıyoruz. Bunu ise müzisyenler; Özcan Yılmaz, Murat Evgin, Eser Taşkıran, Ayhan Özel ve Turan Kamer ile yapıyoruz. Keyifli okumalar dileriz…

Son yıllarda hızla gelişen yapay zekâ teknolojileri, müzik üretiminden sahne performanslarına kadar pek çok alanda etkisini hissettiriyor. Kimi müzisyenler bu değişimi bir fırsat ve teknik işlevsellik bakımından olumlu olarak değerlendirirken, kimileri yaratıcı sürecin tehlikeye girdiğini düşünüyor. Farklı görüşlerin buluştuğu bu haber çalışmamızda, yapay zekâ–müzik ilişkisinin sektör ve sanatçılar üzerindeki etkilerini mercek altına alıyoruz. Bunu yaparken de bize müzisyenler; Özcan Yılmaz, Murat Evgin, Eser Taşkıran, Ayhan Özel ve Turan Kamer eşlik ediyor. 

YAPAY ZEKÂ İLE MÜZİK ARASINDA HİÇBİR BAĞ OLMAMALIYDI

Yapay zekâ ile müzik arasındaki ilişkiyi ve bağlantıyı genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özcan Yılmaz: Öncelikle zekânın her türlüsünü severim ama tabii ki insanlık için tehlike arz etmediği müddetçe. Yapay zekâ benim de çalışmalarımda sıklıkla kullandığım bir deneyim, Sefa Kocakalay ve Mert Akkoca’nın bu alandaki ustalıkları vesilesiyle “Alfa” isimli çalışmam dünyada yapay zekâ ile yapılmış ilk enstrümantal müzik videosu olma özelliğini taşıyor. İşin sinematik boyutunda müziklerimizi görsel bir şölene dönüştüren keyif verici bu yeni akım, müziklerin de yapay zekâ ile üretilebiliyor olmasından sonra benim için kaygı verici bir hal almadı değil, fakat ben yine de o kadar karamsar değilim.

 

Murat Evgin: Yapay zekâyla müzik ve video alanında yapılabilecek şeyler sürekli olarak gelişiyor. Bir analog müzisyen olarak takip etmekte zorlanıyorum. Bazen yapay zekâ ile yapılmış şarkılar dinliyorum, sosyal medyada sorun şu, her şey fazla mükemmel geliyor, tabi işin insani kısmı ve insani kusurlar, hatalar eksik olduğu için tat vermiyor. Çünkü insanın yaptığı hiçbir şey makinenin ürettiği şeyler kadar mükemmel olmaz. Sesteki, yorumdaki ve çalımdaki o kusurlar müziği lezzetli yapan öğelerdir. Ama şimdi böyle bir moda var, aynı 80’lerde midi ve sample teknolojisi yaygınlaştığında nasıl aranjörler albümlerde canlı enstrüman kullanmayı büyük ölçüde bırakmıştı, onun gibi. Birkaç seneye bu moda geçebilir ve akustik müzik, insan eliyle yapılan çok değerlenebilir veya bu moda uzun süre geçmeyebilir. 

 

Eser Taşkıran: Yapay zekâ ile müzik arasında aslında hiçbir bağ olamaz ve olmamalıydı. Tabi ki müzik bir bilimsel yapı üzerine inşa edilir, armoni, zaman, entonans bunlar müziğin üzerine kurulduğu ve matematiğin fizik ile birleşmesinden oluşan ve insanoğlunun bu matematiği kuramsallaştırdığı bir temeli mevcuttur. Bu temel hem eseri yazan hem de eseri yorumlayan kişi ve kişilerce, o kişilerin ruhundan damıtılarak, yani yaşamla birleştirilerek ortaya çıkar. Üreten ve uygulayan kişilerin anlık psikolojileri müziğe yansır, buna sanatta “An” olarak da bakılır, kişi ve kişilerin anlık psikolojileri, sosyolojik gerçekler, yaşanan bölgedeki sosyo-ekonomik gerçeklik… Tüm bunlar hem yazıya hem de uygulamaya yansır ve bugüne dek yansımıştır. Bu yansımayı da belli enstantaneler olarak bir makine kopyalayabilir, ama bu gerçeklik ve değişkenlik söz konusu taşımaz.

 

Ayhan Özel: Bir besteci olarak yapay zekâ ile müzik arasındaki ilişkiyi teknik bir temas düzeyinde görüyorum. Yapay zekâ; veriyi işleyen, örüntü tanıyan, daha önce üretilmiş birçok müziğin istatistiksel ağırlıklarını hesaplayarak yeni permütasyonlar oluşturan bir mekanizma sadece. Bu açıdan bakıldığında bir ilişki kuşkusuz vardır. Ancak yaratıcı sürecin doğasına indiğimizde iki taraf arasında niteliksel bir uçurum oluşuyor. İnsan müziği yalnızca sesleri yan yana dizme eylemi değildir; yaşamın bıraktığı subjektif iniş çıkışların, çatışmaların, kopuşların, hafızanın, kaybın, kültürel zamanın ve kişisel tarihin en önemlisi şizofrenik deneyimlerin bir kompozisyon hâline gelmesidir. Yapay zekada şizofrenik bir deneyime rastlamazsınız. Tarihteki birçok dönemde besteler şizofrenik deneyimlerden sonra ortaya çıkmıştır. Hiçbir yapay zekâ böyle bir algoritma oluşturamaz. Çünkü şizofrenik deneyimler ve psikoz deneyimleri hatta patolojik deneyimler daha önce hiçbir algoritmanın bulamadığı melodileri ve besteleri yaratır, insanda böyle bir disonans vardır. Bir melodinin doğuşunda bile bazen çocukluk hatırasının kırılgan bir izi, kompleks ve karmaşası ve yanında getirdiği duygusal deneyimi vardır. Fakir bir çocuk sonradan zengin olsa bile fakirlik deneyimini yanında götürür, bu subjektif bir deneyimdir. Bazen yıllar önce bastırılmış bir duygunun sızıntısı, bazen de hiçbir yere yerleştirilemeyen ama içte varlığını sürdüren bir gerilim vardır. Yapay zekâ ise bu dionans ve hata dünyasına sahip değildir. Yaşanmışlık taşımaz, içsel çatışma üretmez, tarihin yükünü hissetmez, kültürel süreklilik içinde bir varoluş hatırası yoktur. Onun ürettiği “yeni” şeyler, matematiksel olasılıkların yeniden düzenlenmesinden ibarettir. Bu nedenle ilişki vardır ama aynı türden bir yaratıcı ilişki asla değildir.

 

Turan Kamer: Yapay zekâ ile müzik arasındaki ilişkiyi, günümüz müzik alanını hem estetik hem üretimsel açıdan dönüştüren çok katmanlı bir etkileşim olarak görüyorum. AI artık yalnızca teknik bir araç değil; besteleme pratiklerini, yaratıcı sürecin sınırlarını ve dinleyicinin müziği algılama biçimini yeniden şekillendiren bir ortak-üretici. Yapay zekâ, müzikal düşünüşün evriminde yeni bir bilişsel ve kültürel aktördür.

           

 

YAPAY ZEKAYI TEKNİK SÜREÇLERDE İŞLEVSEL BİR ARAÇ OLARAK GÖRÜYORUM

Müzikte yapay zekâdan yararlanılmalı mı, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Özcan Yılmaz: Müzik söz konusu olduğunda gerçek sanatçılar, özellikle de besteciler özgün olmak ister. Bu yüzden yapay zekâdan yardım almayı reddeder. Tabi ki müzik her şeyin içinde, bir sinema filminde, dinlediğiniz bir albümde, reklam kuşağında, telefonunuzda, hatta küçük bir çocuğun oyuncağında ama işte tam da bu durumda kendimize soracağımız soru şu bunu sağlayan akıl bir insan mı yoksa makine mi olacak?

Murat Evgin: Aslında zaten son yıllarda stüdyoda kullandığımız dijital müzik araçlarında yapay zekâ kullanılıyordu. Ama bugün müzik hakkında hiçbir şey bilmeyen biri de yapay zekâ ile bir şarkı yapabiliyor. Yapıyor yapmasına da; kreatif insanları, müzisyenleri devre dışında bırakan bir sistem hem bir emek hem de bir telif ihlali içeriyor. Çünkü yapay zekâ bugüne kadar yapılmış tüm müzikleri karıştırıp ortaya bir şarkı çıkarıyor. Burada bir telif sorunu var; prompt’u yazdık düğmeye bastık, hop şarkıyı bize verdi, besteciyi, stüdyo çalışanlarını ve müzisyenleri devre dışı bıraktık peki ama bu şarkının telif hakkı kime ait? Sahibi kim? Yapay zekâ yeni ve özgün bir beste yapmadı ki. Dünyadaki tüm şarkıları karıştırdı ortaya bir versiyon çıkardı. Bu yüzden de medeni ülkelerde diziler, filmler yapay zekâ ile yapılan müzikleri kullanmaya yanaşmıyorlar. Bu zamanla hukuki bir zemine bağlanacaktır. Suno ile davalık olan büyük plak şirketleri şu an anlaşma yolundalar. Nasıl ki korsan mp3 dönemi sonrası Napster gibi programlardan Spotify gibi platformlara geçildi sanırım yine konu böyle bir legal zemine oturacak.

Eser Taşkıran: Yardımlaşmak mı? Sürecin en kötü sonuçlarından biridir bu, “şaibe”. İşine asla yapay zekâ sokmayan bir sanat insanına bile artık şaibe ile yaklaşılacaktır, acaba yaptığı çalışmanın ne kadarına yapay zekâ bulaştı, sorusu herkesin aklında yer alacaktır. Yapay zekâdan destek almak demek, bugüne dek üretilmiş tüm eserlerden oluşan bir makineden, yani geçmişten hırsızlık yapmak demektir, başkasının üretimini kendininkine yontmak demektir. Bu durum trafikte giderken yol bilgisayarına bakmak gibi değil, çünkü başta da belirttiğim gibi, besteci bir eser ürettiğinde, aslında hayatını, felsefi yaklaşımını, tüm sevgisini, nefretini kısaca tüm duygularını eserine yansıtır ve siz bu durumdan kendi hayatınıza katkı sağlamayı düşünüyorsanız, sanata, insana saygıyla yaklaşmıyorsunuz demektir, sizden sanatçı olmaz.

Ayhan Özel: Evet, yararlanılabilir fakat bunun niteliğini doğru yere konumlandırmak gerekir. Ben yapay zekâyı bir bestecinin yaratıcı kararlarını yöneten bir bileşen olarak değil, teknik süreçlerde işlevsel bir araç olarak görüyorum. Armonik analiz, büyük veri taraması, stil eğilimlerinin sınıflandırılması, hızlı denemeler oluşturma gibi alanlarda yapay zekâ oldukça kullanışlıdır. Fakat müziğin özünü belirleyen “karar anı”na geldiğimizde aynı şey geçerli değildir. Çünkü bestecinin disonansı bile bir duygusal gerilimin yansımasıdır; aykırılık bir sezginin sonucudur, hata bazen bilinçdışının sızmasıdır. Yani insanda müzik yalnızca bilgiyle değil, “iç enerjiyle” ortaya çıkar. Yapay zekâda ise bu enerji yoktur. Bu yüzden destek alınabilir, fakat yaratıcı merkeze yerleşmesine izin verilmemelidir.

Turan Kamer: Herakleitos’un “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözünden yola çıkarak, gelişim ve dönüşümü etik bir çerçevede yönlendirmek gerekir. Doğru yaklaşım benimsendiğinde yapay zekâ, müziği zayıflatan bir otomasyon olmanın ötesine geçer; tıpkı bir eseri bestelerken referans şarkıların yaratıcı süreci beslemesi gibi, yapay zekâ da müzikal üretimi zenginleştiren bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Önemli olan, bu değişimin ve yapay zekâ kullanımının hangi etik sınırlar içinde konumlandırıldığıdır.

YAPAY ZEK İNSAN EMEĞİNİ GÖLGEDE BIRAKMAMALI

Peki, müzik üretiminde ve yapımında yapay zekâdan beslenmenin ölçütü ve sınırı ne olmalı?

Özcan Yılmaz: Bu sınırı belirleyecek olanlar profesyoneller değil de müzikle amatörce ilgilenenler olacaktır diye düşünüyorum. Zaten bu programların çoğu onlar için piyasaya sunuluyor. Günümüzde artık öyle programlar var ki 15 saniyede mırıldanmanızı bile bir şarkıya dönüştürebiliyorsunuz. Tabi onun bir şarkı olduğuna inandırmanız ayrı bir süreç ama sonuca ulaşmak bu kadar kolay ve erişilebilirken, uzun bir süre bir sınırın koyulamayacağı kanaatindeyim.

Murat Evgin: Ben şu an Amerika’da bir numara olan bir Hollywood dizisine bir Türkçe şarkı yaptım. John Lennon’ın “Nobody Told Me” adlı şarkısını Türkçe sözlerle söyledim ve Breaking Bad’in yönetmeni Vince Gilligan’ın yeni dizisi Pluribus’da çalıyor. Dizinin müzik ekibi ile konuşurken yapay zekâ konusu geçti; dizinin müzik süpervizörü Thomas Golubic şöyle dedi: “Vince Gilligan gibi gerçek bir yönetmen hiçbir zaman yapay zekâ ile yapılmış bir şeyi büyük bir Hollywood dizisine koyma, oradan tasarruf edeceği parayı gider gerçek bir müzisyene verir ve o müzisyene o müziği yaptırır.” Bence her şey insanda bitiyor, yapay zekâ bir araç olarak kullanılabilir, bazı fikirler alınır ama sanat eserinin olmazsa olmazı birincil olması, orijinal olması değil midir? Bu da ancak insanın yapabileceği bir şey.

Eser Taşkıran: Yapay zekâ ve “akıllı” sıfatıyla başlayan tüm teknolojik ürün ve üretimler, insanı daha çok tembelleştiren, ona bahşedilmiş en müthiş makina olan beyninden şüphe ettiren ve her geçen gün güven mekanizmasını, kontrolünün kimde olduğu bilinmeyen büyük bir bilgisayara emanet etmesi demektir. Bu yüzden değil sanatta, hiçbir alanda kullanılmaması tarafımca doğrudur. Teknolojiyi üretenler uzun yıllardır bu yolu güdüyorlar, belli üretimlerle insanı kendilerine bağlıyorlar, sonra kısıtlı aylık ödemelerle insanları çok hesaplı olduklarına inandırıyorlar, ardından insanoğlu bu teknolojik destek olmaksızın yaşayamaz hale geldiğinde, tüm ödemeleri fiyat olarak katlama prensibini kullanmaktalar. Güveni ele geçiren sistem, sizi en çok masraf yapacağınız alana ittiriyor ve siz de sorgulamadan hayatınıza devam ediyorsunuz.

Ayhan Özel: Benim için bu sınır kesindir: Yaratıcı kararlar insana aittir; yapay zekâ en fazla teknik yükü hafifletir. Eserin bütünlüklü dünyasını kuran; gerilimin nerede artacağı, nerenin çözüleceği, hangi notanın risk alacağı, aykırılığın nerede belireceği, hangi disonansın ne tür bir duygusal kırılma yaratacağı bunların hepsi bestecinin içsel dünyasından çıkar. Yapay zekâ öneride bulunabilir ama neyin doğru olduğuna karar veremez. Çünkü onun yanlış veya aykırı üretmesi, bir iç zorunluluğun değil, bir olasılığın sonucudur. Hâlbuki bestecinin aykırılığı bir “tavırdır”, bir içsel gerilimden doğan yönelimdir. Bu nedenle sınır şuradadır: İfade bana ait olacak; teknik aşamalarda ise yapay zekâdan destek alacağım.

Turan Kamer: Müzik üretiminde yapay zekâ bir ortak-yaratıcı olarak düşünülebilir; besteciye ilham verebilir, teknik süreçleri hızlandırabilir ve yeni estetik alanlar açabilir. Ancak kullanımın ölçütü yaratıcılık, etik ve şeffaflık olmalıdır: AI insan emeğini gölgede bırakmamalı, yaratıcı süreci güçlendirirken telif hakları gibi etik sınırlar korunmalıdır.

YAPAY ZEKÂ MÜZİĞİ ÇOĞALTABİLİR AMA DÖNÜŞTÜREMEZ

Yapay zekâ ile müzik üretim sürecinin nereye doğru evrileceğini düşünüyorsunuz? Bu süreç nereye gider, iyi mi olur, kötü mü olur sektör ve endüstri için?

Özcan Yılmaz: İşin endüstriyel tarafında birçok şeyin monotonlaşacağı fikrine kapılıyorum. Birbirinin aynısı yüzbinlerce örnek. Tıpkı bir fabrikanın ürünleri gibi. Ve bu ürünleri satın alan insanın kendini büyük bir şarkıcı veyahut da besteci, aranjör gibi nitelerken aslında hiçbir şey olmadığını farkettiği, tek başına hiçbir şey ifade etmediğini anlayıp yıkıma uğradığı zamanları göreceğiz. Tabii ki bu çok üzücü bir son. Bu arada şunu da es geçmeyelim, müzikte yapay zekânın ortaya çıkardığı ürünlerin kaynağının yüzde 99’u, bugüne kadar piyasaya sunulmuş insan üretimlerinin verilerinden oluşuyor ve duyduğum kadarıyla birçok hatırı sayılır müzik şirketi bu konuda davalar açmaya başladı bile.

Murat Evgin: Bunu şimdiden kestirmesi çok zor ama insan eliyle yapılan gerçek müziğin hiçbir zaman ölmeyeceğini düşünüyorum. İngiltere’de Paul McCartney Elton John gibi müzik dünyasının en büyük isimleri parlamentonun alacağı karar öncesi mesajlar verdi, “Lütfen teknoloji şirketlerin değil üreten, yaratıcı insanları destekleyin” dedi. Dünyada her şey olması gerektiği gibi yürümüyor maalesef. Örneğin Spotify’ın savaş sanayiini, yapay zekâ drone’larını maddi olarak desteklediği konuşuluyor ve bu hafta olan yeni bir gelişme Amerika’da Spotify kullanıcılarına ICE reklamları gösterildi ve insanlar Spotify kullanmayı bıraktı birçok sanatçı müziğini Spotify‘dan çekti. Dünyada bu kadar da olmaz dediğimiz her şeyin olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Eğer üreten insanları koruyan kanunlar çıkarsa; müzisyenler üretmeye, insanların söylemeye korktukları gerçekleri haykırmaya devam ederler ama bu kanunsuzlukla sürerse insanlık tarihinin en eski mesleklerinden biri olan insanın müziği kullanarak hikayeler anlatması makineleşir.

Eser Taşkıran: Bu sürecin içinde yer alan en önemli yazılımlardan birinin sahibi şöyle bir motto ile karşımıza çıkıyor. “Herkes sayemde müzisyen olacak.” Bugün müzikte ve resimde önümüze yapay sözde sanat üretimleri çıkıyor, yarın sinemaya bulaşacak. Sanatın her alanı şu algıyla tüm halkların kafasına kazınacak, “Sanat mı? Benim bilgisayar bir dakikada yapıyor.” Hayatını mesleğine, sanata adamış büyük beyinler, kocaman ruhlar, Ata’mızın müthiş anlatımıyla “Alnında ışığı ilk hissedenler.” İşte bu özel ruhlar bu yapay çalışmalar sayesinde “normal” sınıfa yerleştirilmiş olacak, bu sayede halkın, hayranlarının gözünde küçülecekler, değersizleşecekler. İşte bu sürecin asıl beklenen ve istenen sonucu bu, sanatçıya gerek yok, bilgisayar yapar, o bilgisayar ki içine yerleştirilecek her şey büyük güçler tarafından hazırlanıyor. Kralın çıplak olduğunu haykıracak hiçbir güç kalmayacak.

Ayhan Özel: Bu evrimin iki yönü var. Birincisi, üretim sürecinin hızlanması açısından yapay zekânın sektöre ciddi bir pratiklik kazandıracağı açık. Dizi, reklam, oyun gibi alanlarda hızlı çözüm gerektiren yerlerde yapay zekâ kolaylık sağlar. Bazı projelerde iş yükünü hafifletir ve ekonomik olanaklar yaratır. Fakat diğer yönü çok daha kritiktir. Kontrolsüz bir kullanım, müzik sektörünü “hızın derinliğin önüne geçtiği” bir yapıya dönüştürebilir. Fabrikasyon müzik üretimi artar, kişisel üslup taşıyan eserler azalabilir. Yaratıcı risk almak yerine, veriye uyum sağlamak teşvik edilir. Bu da sanatın tarihsel rolünü zayıflatır. Gerçek bestecilerin kendi dünyalarına, kendi ses imzalarına sahip çıkması bu yüzden çok önemlidir. Yapay zekâ müziği çoğaltabilir ama dönüştüremez. Dönüştürme kapasitesi yalnızca insanda vardır.

Turan Kamer: AI, besteleme, aranje ve prodüksiyon süreçlerini hızlandırırken, müzik üretiminde insan yaratıcılığıyla daha sıkı bir işbirliği içinde çalışacak şekilde evriliyor. Ancak Türkiye’deki müzik endüstrisi hali hazırda telif hakları ve eser sahipliği konusunda ciddi sorunlar yaşıyor; AI destekli eserlerin lisanslanması hâlâ netleşmiş değil. Bu süreç doğru yönetilmezse hukuki belirsizlikler artabilir ve özellikle bağımsız müzisyenler hak kaybı riskiyle karşılaşabilir. Bu nedenle adil bir çerçeve ve şeffaf telif mekanizmaları oluşturulmalıdır.

BESTECİLİK VERİ İŞLEMEK DEĞİLDİR

Müzikte bir yapay zekâ platformu oluşur mu?

Özcan Yılmaz: Aslında bildiğim kadarıyla bu platform zaten artık var. Bir platformdan daha çok bir kategori oluşturulacağına inanıyorum. Yani yakın bir zamanda insan ve yapay zekâ üretimi seçenekleri önümüze sunulacak, ucuz ve seri üretim olan mı yoksa biraz daha pahalı ve yoğun olan mı seçimi tüketiciye bırakılacaktır diye düşünüyorum.

Murat Evgin: Şu an yapay zekâ ile yapılan birçok şarkı (telif sorunlarına bakılmaksızın) dijital platformlarda yayında zaten. Hatta bazı platformlar yapay zekâ ile yapılmış sahte şarkıcılar ve grupları kendileri çıkardı. Yani kendin pişir kendi ye yapıyorlar amaç para ve telif geliri başkalarına gitmesin kendi ceplerine girsin. Eğer gerekli kanunlar çıkarsa tabii ki belki ileride insanların telif haklarını ödeyen bir yapay zekâ platformu çıkabilir. Buradaki en büyük sorun eser sahipliği ve telif hakları sorununu çözmek. Çünkü şu an yapay zekâ hepimizin yayınlanmış şarkılarını ve bestelerini çalarak bir şey ortaya çıkartıyor yani yeni bir beste yapmıyor.

Eser Taşkıran: Müzikte bir yapay zekâ platformu oluşmayacak, çünkü bir süre sonra müzik eğitimi diye bir şey kalmayacak. Bir müzisyenin yetişmesi hayatının çocukluk ve gençlik yıllarının buna adanmasıyla gerçekleşiyor, şimdi makinaya bir komutla her şey üretilirken, hangi çocuk kendini bu kadar zorlu bir eğitime atar sizce? Platform da her şey de yapay olacak.

Ayhan Özel: Evet, böyle platformlar oluşur ve oluşmaya da başladı. Ancak bu platformların besteci rolüne geçmesi mümkün değildir. Çünkü bestecilik veri işlemek değildir; duyduğu dünyanın biçime dönüşmesi, insanın kendi içindeki çatışmaları sesle aşma çabasıdır. Yapay zekâ platformları destekleyici olabilir, süreçleri hızlandırabilir; fakat bir eserin ontolojik ağırlığını taşıyamaz. Çünkü yaratıcı müdahale, yalnızca dışarıdan bir tasarım değil, benliğin müzikle kurduğu karmaşık bağdır. Bu nedenle platform oluşur; fakat bestecilik sıfatına sahip olamaz.

Turan Kamer: Evet, müzikte yapay zekâ temelli entegre bir platformun oluşması olasıdır. SUNO, AIVA veya Amper Music gibi mevcut uygulamalar bunun ilk örnekleridir; ancak gelecek, yalnızca tek bir uygulamanın ötesinde, AI’yi merkezine alan ve besteleme, aranje, prodüksiyon ve telif yönetimi gibi süreçleri bir araya getiren bir ekosistem vaat ediyor.

CANLI PERFORMANSLARIN DEĞERİ ÇOK DAHA ARTACAKTIR

Peki, tüm bunlarla beraber müzikte gerçek olanla yapay zekâ olan arasındaki fark nasıl ayırt edilecek?

Özcan Yılmaz: Aslında bu farkın ortaya çıkabilmesi için fikirlerin olgunlaşması ve fikir ayrılıklarının oluşması gerekecek. Bu kaçınılmaz bir deneyim hepimiz için. Bu süreçte biz müzisyenler, sanatçılar, besteciler daha iyi müzikler daha iyi filmler daha başarılı konserler yapacağız ve tüketiciye kıyaslama fırsatı vereceğiz ve bu da yapılan kaliteli işlerin parlamasına ve daha da evrenselleşmesine sebep olacaktır. Mesela canlı performansların değeri çok daha artacaktır ve kesinlikle muhteşem eserlere tanıklık edeceğiz. Çünkü tarih bize bunu söylüyor, sanat baskıyı sever. Picasso’nun savaş tablosu, Beethoven’in 9. Senfonisi gibi nice ölümsüz eserler işte hep böyle zorlu zamanlarda ortaya çıkmıştır. Tabii ki de yapay zekâ deneyimini bir savaş değil bir rekabet olarak görmeliyiz. Ben her şeyin sonunda başa döneceğine, el yapımı ve içinde gerçek duyguları barındıran çalışmaların insanlığın tümünü kapsayacağına, sadece samimi olan eserlerin insan kalbine dokunabileceğine inanıyorum. Tıpkı geçmişte olduğu gibi.

Murat Evgin: Benim bazen ayırt edemediğim şarkılar oldu ama ben ikinci dinleyişte hep şuna baktım, bir insan bu kadar mükemmel söyleyebilir mi, bir grup bu kadar robot gibi motomot çalabilir mi? 70’li, 80’li yıllarda Türk pop müziğinin altın çağında dahi birçok plakta, birçok şarkıda ufak tefek detoneler, kusurlar, insani hatalar vardır. Dediğim gibi insanı insan yapan şeylerdir bunlar, müziğe de tat katan şeylerdir. Ben şimdi bakıyorum, eğer bir şarkı mükemmelse yani vokal mükemmel, enstrümanlar mükemmel; hiç hata yok oradan anlıyorum ki bu yapay zekayla yapılmış.

Eser Taşkıran: Gerçek ile yapay zekâ arasındaki üretim farkını ancak benim gibi uzun yıllarını müzik üretimine adamış olan müzik ve kayıt insanları anlayabilir. Ötesinde tüm dünyada son 20 yıla baktığınızda üretimlerin zaten büyük bir yüzdesini zaten DJ’ler, yani müzik eğitimi almış kişiler değil, sahnede play tuşuna basan müzik çalıcıları gerçekleştirmekte, yani insanoğlu son 20 yıldır, ustalık kokan, büyük bir müzik, felsefe ve şiir kokan bir şarkı sözü görmüyor. O yüzden bunların da süreçte çok aranacak olduğunu düşünmüyorum. Sanatı makina devraldı artık. Bu sürecin benim midemi en çok bulandıran kısmı bu değil aslında. En çok bulandıran kısmı, büyük ustaların üretimlerini, seslerini bir çocuğun bile erişimine açmak. Barış Manço’ya arabesk şarkı okutmak, Müslüm Gürses’e rock müzik söyletmek. Herkes uğraşıyor, sanki kendi üretiyormuşçasına, dolduruyor, yalan eserlerle büyük sanatçıların seslerini. Anadolu rock’ın kurucularından olan Barış Manço neden arabesk müzikle anılsın, çünkü tarz dediğimiz şey belli bir nota yığını değildir, bir felsefe içerir, nitekim Müslüm Baba… Varoştan gelip, o alanın yenilmişliğini anlatır, bu insanların kariyerleri, inandıkları yolda adanmışlıklarıyla oynamakta bugünün insanları. Kısaca sanat tarihi bozulmakta, on sene sonra Barış Manço’nun kendi yaptığı eserlerden daha çok, insanların yapay zekâyla bozdukları eserler dijital alanda yer alacak… Büyük sanatçıların da kariyerleri bozulacak. Çok üzülüyorum bu gerçeğe.

Ayhan Özel: Bu fark her zaman hissedilebilir. Çünkü insanın yaptığı müzik, yalnızca notalardan oluşan bir düzen değil, bir yaşamın ses hâline gelmiş hâlidir. Bir kırılmanın izi vardır, bir anının gölgesi vardır, bir iç hesaplaşmanın iz düşümü vardır. Yapay zekânın yaptığı ise hesaplanan bir sonucun biçimidir. Onun hatası teknik bir kusurdur; insanınki ise bazen eserin en çarpıcı anıdır. Onun aykırılığı bir varyasyondur; insanınki bir yönelimdir. Melodiye yüklediği anlam veri ilişkisine dayanır; insanınki bağlama ve tarihe. Bu nedenle insanın yaptığı müzik iz bırakır; yapay zekânın yaptığı biçim bırakır. Dinleyen kişi bu farkı mutlaka sezer—tıpkı el işçiliğiyle seri üretim arasındaki belirgin ayrım gibi.

Turan Kamer: Müzisyenler bile bu farkı zaman zaman ayırt etmekte tereddüt yaşarken, standart bir dinleyici için bunu anlamak giderek zorlaşıyor. AI sistemleri, referans müzikleri analiz edip stil, armoni, ritim ve melodik yapıları taklit ederek yüksek kalitede eserler üretebiliyor. Bu noktada en önemli araç şeffaflık ve metadata’dır: Yapay zekâ tarafından üretilen parçaların hangi algoritmalar ve veriler kullanılarak üretildiği açıkça belirtilmeli, üretim sürecindeki insan müdahalesi ve katkısı kaydedilmelidir. Böylece hem dinleyici hem de endüstri, bir eserin insan mı AI mı tarafından üretildiğini güvenle ayırt edebilir.

Ali DEMİRTAŞ
Ali DEMİRTAŞ

Gazeteci, TV yapımcısı, moderatör ve yönetmen. 10 Nisan 1996 tarihinde Niğde’de doğdu. 1999 yılından beri İstanbul’da yaşıyor. Lisansını İstanbul Arel Üniversitesi’nde yüzde 100 başarı bursu ile gazet ...

Yorum Yaz