Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Sanatçı Amira Medunjanin: “Sevdah -Türkçe ‘sevda’ kelimesinden, kökeni Arapça ‘sawda’- 15. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bir müzik-şiir formu. Sevdalinkalar karşılıksız ya da gerçekleşmemiş aşkı, özlemi, insanları, şehirleri, önemli olayları ve bu coğrafyanın yüzyıllar boyunca şekillenmiş yaşam biçimini anlatır.”
Boşnak sevdah geleneğinin çağdaş yorumcularından ve uluslararası alanda “sevdahın sesi” olarak anılan Amira Medunjanin, geleneksel sevdalinkayı caz ve dünya müziğiyle buluşturan özgün yorumuyla geniş dinleyici kitlesine ulaşmış bir sanatçı. Saraybosna’dan yükselen sesiyle Balkan müzik mirasını evrensel bir dile taşıyan Medunjanin ile bu röportajda sevdalinka müziğini konuştuk.
Müziğe ilk temasınız nasıl oldu ve profesyonel müzik yaşamına nasıl adım attınız?
Müzikle tanışmam çok eskilere dayanıyor. 60’lı ve 70’li yıllarda büyüyen pek çok çocuk gibi ben de etrafımızı saran müziğin farkındaydım. O dönemde müziğin toplumumuzun çok önemli bir parçası olması son derece doğaldı. Biz çocuklar da sevdalinkayı ailelerimizden duyardık. Sokakta bitmeyen oyunlarımızın arasında, neredeyse gün boyu açık olan yerel radyodan şarkılar dinlerdik. Bu görüntü hafızama kazındı, gerçekten büyülü ve kaygısız bir çocukluktu. Radyoda çalan her şarkıyı bilirdim. Yorumdaki sadelik ve müziğin kendine özgü karakteri beni büyülüyordu, başka hiçbir şeye benzemiyordu. O günden sonra hayatım müzikle doldu ve hâlâ öyle.
Ama hayat yolum başlangıçta müzikten kilometrelerce uzaktı. Müziğin mesleğim olacağı düşüncesiyle hiç ciddi şekilde ilgilenmemiştim. Tamamen farklı işlerle uğraşıyordum, müzik benim için güvenli bir limandı. İnsan zor zamanlar yaşadığında ya da hayat istediği gibi gitmediğinde müziğin dünyasına sığınır ve her şey bir anda daha katlanılabilir görünür. Hatta günlük hayatta karşılaştığımız sorunlara çözüm bulmamıza bile yardımcı olur.
Fakat bütün bu süreç boyunca bana karşılıksızca bu kadar çok şey veren şarkıya bir şekilde teşekkür etmem gerektiğini hissediyordum. Geleneksel müziğe bir saygı duruşu olarak bir albüm kaydettim; sadece teşekkür etmek için Ancak sonrasında her şey tamamen değişti. Müzik dünyasına adım attım ve önceki iş hayatımı geride bıraktım. Sanırım kaderden kaçamayız, kalbinizin söylediğini dinlemek gerekir.
Bosna-Hersek bağlamında müziğin insanlar üzerindeki etkisini nasıl görüyorsunuz ve müziğin birleştirici ile iyileştirici gücünü nasıl yorumluyorsunuz?
Müziğin gerçekten iyileştirici bir güce sahip olduğuna yürekten inanıyorum. Hatta insanlığın müzik olmadan varlığını sürdürebilmesi bana neredeyse imkânsız gibi geliyor. Bu, çok eski zamanlardan beri bilinen bir gerçek. Bugün de müzik, günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyor ve bize aslında mutlu olmak için çok az şeye ihtiyaç duyduğumuzu sürekli hatırlatıyor. Bazen bir melodi, bazen bir söz, bazen de hep birlikte söylenen bir şarkı insanın içindeki ağır duyguları hafifletebiliyor.
Bosna-Hersek’te müziğin insanlar üzerindeki etkisi çok derin çünkü müzik burada sadece bir eğlence aracı olmayıp aynı zamanda ortak hafızanın, dayanışmanın ve birlikte var olmanın ifadesi. İnsanlar sevinçlerini, hüzünlerini, umutlarını ve geçmişlerini çoğu zaman müzik aracılığıyla paylaşır. Bu nedenle bir araya gelinen anlarda müziğin hemen devreye girmesi hiç şaşırtıcı olmaz.
Saraybosna’da büyük bir kutlama sırasında şehirde herkesin birlikte şarkılar söylediğini görmek beni son derece duygulandırmıştı. Sokaklarda yankılanan şarkılar, insanların birbirine sarılması, tanımadıkları kişilerle bile aynı duyguyu paylaşmaları gerçekten unutulmaz bir manzaraydı. Böyle anlarda müziğin insanları nasıl tek bir kalp hâline getirdiğini çok güçlü biçimde hissediyorsunuz.
Sevdah ruhun en derin yerinden söylenir
Sevdah müziğini nasıl tanımlarsınız?
Sevdah -Türkçe ‘sevda’ kelimesinden, kökeni Arapça ‘sawda’- 15. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bir müzik-şiir formu. Sevdalinkalar karşılıksız ya da gerçekleşmemiş aşkı, özlemi, insanları, şehirleri, önemli olayları ve bu coğrafyanın yüzyıllar boyunca şekillenmiş yaşam biçimini anlatır. Sevdalinkayı gerçekten icra edebilmek için insanın sadece sesiyle değil ruhunun en derin yerinden söylemesi gerekir. Ancak o zaman şarkının içindeki hüzün, özlem ve güzellik dinleyiciye geçebilir.
Her nesil kendi bakış açısıyla yorumlar
Gelenek ile moderni nasıl dengeliyorsunuz?
Her nesil, geleneksel müziği kendi bakış açısıyla yeniden yorumlar. Ona kendi zamanının ruhunu, kendi duygusunu ve kendi estetik anlayışını katar. Bu da sevdalinkanın donmuş bir formun aksine sürekli yaşayan ve dönüşen bir anlatı olmasını sağlar. Sevdalinka zaten doğası gereği doğaçlamaya açık bir yapıya sahip, bu esneklik, onun farklı müzik dilleriyle -özellikle caz ve dünya müziğiyle- doğal bir şekilde buluşmasına imkân verir.
Benim için burada en önemli mesele, bu şarkıların hafızasını koruyabilmek. Çünkü geleneksel müzik yalnızca geçmişi temsil etmez aynı zamanda bir toplumun duygusal arşividir. Eğer bu şarkılar yeni kuşaklarla buluşmaz, yeniden söylenmez ve yeniden yorumlanmazsa zamanla sessizleşir, canlılığını kaybeder. Oysa onları yaşatan şey tam da her defasında yeniden söylenmeleri ve yeniden hissedilmeleridir.
Bu nedenle gelenek ile modernlik arasında bir “denge” kurmaktan çok, iki alanın birbirine temas etmesine izin vermek gerektiğini düşünüyorum. Gelenek modernliği besleyebilir, modernlik de geleneğe yeni nefes alanları açabilir. Dünyada bunun çok güzel örnekleri var, sanatçılar kendi köklerinden beslenerek evrensel bir dil kurabiliyorlar. Bence en değerli olan da tam olarak bu. Geçmişi kaybetmeden, bugünü de reddetmeden, ikisini aynı müzikal hafızada buluşturabilmek.
Farklı kültürlerden insanlar müzik aracılığıyla aynı duyguları paylaşabilir mi?
Elbette paylaşabilirler. Buna hiç şüphe duymadan inanıyorum. Çünkü söylediğim tüm şarkılar, benim hayatımda gerçekten yaşanmış olaylara, karşılaştığım insanlara ve hafızamda derin iz bırakan anlara bağlı. Sahneye çıktığım her seferinde bu duygular yeniden canlanıyor, her konser benim için aynı zamanda geçmişi yeniden yaşama ve yeniden hissetme ânı.
Yıllar boyunca farklı ülkelerde, farklı kültürlerde konserler verdim. Dilini bilmediğim, yaşamını doğrudan tanımadığım insanlar bile şarkılar sırasında aynı duyguda buluşabiliyor. Bazen gözyaşları, bazen sessiz bir eşlik, bazen de sadece derin bir dinleme hâli… Ama hepsi aynı noktada birleşiyor; hissedebilmek.
Sevdah müziğini genç kuşaklara aktarmak neden önemli ve bu müziğin geleceği için hangi adımları atıyorsunuz?
Bence gelenekleri yaşatmak aynı zamanda geleceğe bir kimlik ve hafıza bırakmaktır. Dünya çok hızlı değişiyor, yaşam ritmi giderek hızlanıyor ancak bazı değerler var ki onların kaybolmaması gerekir. Sevdalinka da benim için bu değerlerin en önemlilerinden biridir. Çünkü sevdalinka bir hafızanın taşıyıcısı.
Genç kuşakların sevdalinkayla buluşması bu yüzden çok önemli. Onlar bu müziği ne kadar erken tanırsa, o kadar doğal bir şekilde sahiplenebilirler. Bizim çocukluğumuzda müzikle kurduğumuz temas daha çok evin içinde, sokakta, radyoda olurdu. Bugün ise gençlerin bilgiye ulaşması çok daha kolay, bu büyük bir avantaj. Ancak önemli olan, bu kolay erişimi doğru bir kültürel aktarım ile destekleyebilmek.
Ben de elimden geldiğince genç müzisyenlerle çalışmaya, onları sahneye davet etmeye, atölyeler ve farklı projeler aracılığıyla onlarla bir araya gelmeye çalışıyorum. Bazen bir konser, bazen bir prova, bazen de küçük bir iş birliği bile onların bu müzikle bağ kurmasına yetebiliyor. Çünkü sevdalinka yalnızca dinlenerek değil birlikte üretilerek de öğrenilen bir müzik.
İnanıyorum ki gençlere ne kadar erken alan açarsak onlar da bu geleneği o kadar güçlü bir şekilde geleceğe taşıyacaklar. Onlara güvenmek ve kendilerini ifade edebilecekleri imkânlar sunmak gerekiyor.
Sevdah müziği çok güçlü bir karaktere sahip, Bosna’da bu ruhla en çok örtüşen mekânlar nereler?
Bu gerçekten çok güzel bir soru. Aslında bu konuda çok sayıda yer sayabilirim çünkü Bosna-Hersek’in her köşesinde sevdahın ruhunu hissedebileceğiniz ayrı bir atmosfer var. Ama yine de bazı yerler var ki, benim için özellikle özel bir anlam ifade ediyor ve defalarca gittiğim, her seferinde aynı duyguyu hissettiğim yerler.
Örneğin Počitelj’deki kule, tarihle doğanın iç içe geçtiği, sessizliğin bile bir anlam kazandığı bir yer. Stolac şehri, taş dokusu ve sakinliğiyle insanı âdeta geçmişe götürür. Mostar’daki Stari Most ise hafızanın, dayanıklılığın ve duygunun sembolü.
Travnik, Jajce’deki Pliva şelalesi ve kale, Bosna’da âdeta zamanın durduğu yerler gibidir. Vrbas nehri boyunca Banja Luka’ya doğru ilerlediğinizde, doğanın ritmiyle müziğin ritmi arasında bir bağ kurabilirsiniz. Ülkenin kuzeybatısında yer alan Una nehri ve Bihać ise bambaşka bir huzur verir, suyun sesi bile bir melodi gibi akar.
Ve elbette Saraybosna… Şehre geri dönüp Bosna Nehri’nin kaynağına yürümek, sokaklarda dolaşmak, kahve içmek ve insanların günlük yaşamına karışmak başlı başına bir deneyim. Bunlara mutlaka yakın dağları da eklemek gerekir çünkü Bosna’nın ruhu doğada da çok güçlü bir şekilde hissedilir.
Aslında sevdahı gerçekten anlamak için bu yerlerde durup sessizliği dinlemek gerekir. Çünkü müzik, notalarda kalmayıp mekânın kendisinde saklı hâldedir.
Yorum Yaz