Sahra Çölü’nde Bir Vaha: Tamikrest

MÜZİK Güncel

“Müziğimiz kimseye huzur, keyif ya da eğlence vermeyi vadetmiyor, asıl amacımız Tuareg halkının yaşadıklarını haykırmak. Kendi insanımız ötekileştirilirken, dışlanırken ve hatta öldürülürken müziğin keyif vericiliği bizim için her zaman ikinci planda olacaktır.”

Bu sayıda kulağıma çalınan latif tınıların eşlikliğinde, birlikte Sahra Çölü’ne gidecek ve Tamikrest’e kulak vereceğiz. Aynı tınıların sizin kulaklarınızda da çınlaması için sayfanın belli yerlerinde benim favori şarkılarımın QR kodlarını bulacaksınız. 

Tamikrest; Berlin’de, Şanzelize’de, Pekin’de, İstanbul’da dahi seslerine yankı bulan, kadim ile modernizmi aynı potada maharetle eritmiş ve bölgelerinde uzun zamandır hüküm süren sıkıntı ve kargaşayı tüm dünyaya anlatmak için müziği seçtiklerini söyleyen Afrikalı ve çok sesli bir müzik grubu.

Mali’nin kuzeyinde yıllarca süren savaştan yorgun düşen Kidal kasabasında bir grup arkadaş tarafından Tuareg halkının yaşadığı sıkıntıları dünyaya haykırmak amacıyla kurulan grup 2006’dan beri çöl blues tarzında müzik yapıyor. Kelime anlamı “kavşak”, “ittifak”, “gelecek” ve “birleşim” olan Tamikrest; caz, blues ve rock müzik türlerini kendi kadim gelenekleri ile harmanlayarak isimlerini, kimliklerini ve yok olmaya yüz tutmuş Tuareg halkının çektiği sıkıntı ve eziyetleri yaptıkları müzikle tüm dünyaya duyurmayı amaçlıyor.

Çöl blues; Afrika dahil!

Tamikrest’e atalarından yadigar kalan ve yaklaşık 400 yıllık geçmişi olan blues müzik, başlangıçta tarlalarda çalıştırılan ve birbirleriyle iletişim kurmaları yasaklanan Afrikalı kölelerin kendi aralarında anlaşmak için kullandıkları bir yöntem olarak giriyor dünya insanının hayatına. Kapı ve tahtalara ritimli biçimde yumruk atarak yeni bir dil geliştirmiş olan kölelerin hiçbir ölçü, nota, birim olmaksızın yaptıkları bu müzik “delta blues” gibi türlere evrildi bazı müzik otoriteleri tarafından. Blues ismi Batı Afrika’da acının ifadesi olarak kullanılan “çivit mavisi” renginden ve “mistisizm”den geliyor, -buraya tekrar döneceğiz-. Bu durumda yaptıkları müziğin Tamikrest’e atalarından miras olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır. 

Sömürü kültürünün başat sembollerinden olan bu müzik türü zamanla blues'a blues’tan da caza evrilecek tarih sahnesinde ve sektördeki en büyük müzik türlerinden birini oluşturacak. Sonrası bildik hikâye; krapeli küt saçları, inci kolyeleri ve kabarık etekleriyle salonlar dolduran modern ve güzel kadınlar, parlak uzun burunlu ihtişamlı ayakkabılarıyla iyi giyimli yakışıklı beyler ve onların dans müzikleri… İşte, Amerika hep bildiğimiz gibi.

Grup kurucusu Ousmane Ag Mossa bu kanla ve kederle kirletilmiş mirasa sahip çıkarcasına şarkılarının çoğunu çölde yazıp bestelediklerini ve ancak böylelikle gerçek ilham kaynaklarından beslenebildiklerini söylüyor. Bedenen çölde olmadıkça ruhen de çölde olunamayacağını savunan grup, aksi taktirde gerçek Tuareg müziğinin hakkıyla yapılamayacağını iddia ediyor. Köklerini kaybetmeden yaptıkları müzikle bir nevi yaşadıkları topraklara gönül borçlarını ödediklerine inanan grup, aşklarının ülkelerine; tutkularının ise özgürlüğe olduğunu söylüyor.

Tamikrest’in meşru silahı: Mikrofon ve gitar!

Birçok aile üyesi ve arkadaşları Tuareg için savaşırken ölen grup üyelerinden Ousmane Ag Mossa ve Cheick ag Tiglia 2006'da çıkan isyanda silahlarla değil mikrofon ve gitarla savaşmaya ve Tuareglerin bu haklı mücadelesine müzikle katılmaya karar veriyor. Grubun kuruluş hikâyesi sorulduğunda Mossa, aslında hep avukat olmak istediğini ancak yaşadıkları coğrafyada sanıldığı gibi bir hukuk anlayışı olmadığı için müzik yapmaya karar verdiğini söylüyor ve ekliyor, “avukat olmakla müzik yapmak arasında hak aramak açısından hiçbir fark görmediğim için ben daha etkili olanı yani müziği seçtim”.

Geleneksel Tuareg müziğini Batılı rock müziğiyle harmanlayan grup, Neil Young, Bob Marley, Pink Floyd ve Mark Knopfler gibi dünyaca ünlü sanatçı ve grupların müziklerindeki dinamizmi beslediğini ifade ediyor. Elektro ve bas gitarın yanında djembe ve carimbo gibi geleneksel aletlere de müziklerinde yer veren grup, Afrika kültürünün tanıtılmasında da etkin rol oynuyor.

Şarkılarını Tamaşekçe söyleyen Tamikrest, eserleriyle aslında Tuareg şiirini ve kültürünü, Sahra Çölü’nün uçsuz bucaksızlığından daha büyük bir dünya için erişilebilir kılmayı arzuluyor.

Peki ya, kim bu Tuaregler?

Tuaregler, Kuzey Afrika Berberlerinin bir kolu.  Bin yılı aşkın süredir; Burkina Faso, Cezayir, Libya, Mali ve Nijer arasında geniş bir alanda göçebe olarak yaşayan, kültür ve geleneklerini yüzyıllardır korumayı başarmış nadide bir topluluk. Yerel yönetimler tarafından uzun süredir kentlerde yaşamaya zorlanmaları sebebiyle artık hayatlarını yarı göçebe olarak sürdürüyorlar. Kültürlerini yaşatmak istemeleri ve kentlere yerleşmeyi reddetmeleri sebebiyle de yaşadıkları bölgenin tüm imkânlarından mahrum bırakılıyorlar. Önceden kırmızı boyalı deri çadırlarda yaşarlarken şu an kendi yaptıkları evlerde ömür sürüyorlar. Nüfusları 1,5 milyon civarında olan halk kendilerini “özgür adam” olarak adlandırıyor ve bir Berberi dili olan Tamaşekçe konuşuyor. Kabileler halinde yaşayan Tuaregler,  Müslümanlar ve birbirlerine sıkı geleneksel bağlarla bağlılar.

Onları diğer kabilelerden ve modern yaşamdan farklı kılan ise kadınlara verdikleri üst düzey değer ve yüzyıllardır anaerkil bir yaşam sürüyor olmaları; burada biraz yavaşlamak isterim çünkü hayli ilginç. Öyle ki, soy aktarımı anneden geçiyor ve dünyaya gelen çocuk annenin kabilesine ait oluyor. Çadırlar/evler adeta kadınların kalesi hükmünde ve evlerdeki tüm büyük kararları kadınlar alıyor. Toplumsal anlamda da büyük ve siyasi kararları erkekler alıyor olsa da bu kararlardan önce kadınların fikri alınıyor ve bu fikirler karar alımında önemli ve hayati rol oynuyor.

Şayet bir evlilik boşanmayla sonuçlanırsa çocukların velayeti ve mal varlığı tartışmasız bir şekilde kadına veriliyor. Bir erkek ancak evli olduğu kadının çadırına girip yemek yiyebiliyor yani öyle “ben geldim bilmem ne yenge bir tas çorban var mı?” olayı Tuareglerde pek yok. Erkeğin evli olmadığı bir kadından yemek istemesi kadına yapılmış büyük bir hakaret olarak algılanıyor. Hatta bir erkeğin kayınvalidesinin önünde dahi yemek yemesi ayıp karşılanıyor.

Diğer kabilelerden farkı olarak Tuareglerde boşanmalar da gayet olağan görülüyor. Boşanma kadınlar için kayıp değil aksine bir değer artışı olarak görülüyor. Kızları boşanmış aileler düğün ile evlendiğini duyurduğu gibi boşandığını da duyuruyor. Tuareg halkı için bir kadının evli ya da bekar olması, daha önce bir evlilik yapıp yapmaması, genç ya da yaşlı olması ona duyulan hürmet açısından anlamlı bir farklılık oluşturmuyor. Bir erkeğin bir kadınla evlenmesi için onu etkileyecek şiirler yazması gerekiyor. Kadın en etkileyici şiiri yazan kişiyi eş olarak seçiyor ve bu tamamen kadının tercihine bırakılıyor.

Okuma yazma oranının oldukça yüksek olduğu toplulukta çocuklar tifinag harflerini küçük yaşlarda annelerinden öğreniyorlar.

Tuaregler’deki bir diğer farklılık ise kadınların değil erkeklerin peçe takıyor olması. Kadınların güzel olduğuna ve güzel olanın da görünür olması gerektiğine inandıklarını söyleseler de bu kısım bana biraz şov gibi geldi. Biz hep çöldeyiz, kum fırtınalarından korunmak için peçe ihtiyaç duyuyoruz demektense daha romantik bir ifade biçimi seçmişler kendilerine, peki... Erkekler aynı zamanda kıyafet ve peçelerini mavi çivit rengiyle boyuyorlar ve bu ayırt edici özellik onların bugün bile Sahra’nın Mavi Adamları olarak anılmasını sağlıyor. 

Aynı mavilik bize ise blues’un kökenindeki çivit mavisinin acının simgesi oluşunu ve Tamikrest’in müziğindeki hak ve anlam arayışının derinliğini bir kez daha hatırlatmış oluyor. Bu dünyada acının dile getirilişi kendine hep farklı farklı yollar ve etkileyici izlekler buldu. Acıya dahi estetik bir dışavurum ve sağalım imkânı tanıyan sanata mahzun bir hürmetle… 

 

Yorum Yaz