Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yaren Leylek ile Adem amcanın buluşma anında çektiğiniz fotoğraf herkes tarafından oldukça ilgi gördü. Hatta sonrasında bu hikâye belgesel oldu. Siz neler hissetiniz o anlarda? Buna benzer başka hikâyelere şahitlik ettiniz mi?
Yaren Leylek ile Adem amcanın buluşmasına ilk tanık olduğum yıllarda yunus balıkları, köpekler ve hayvanlara uygulanan şiddet çok fazlaydı. Bu tarz haberlerin basında sıkça yer aldığı bir dönemdi. Ben de böyle bir dönemde böylesine güzel bir dostluk hikâyesini insanlara duyurmak istedim. “Yeryüzünde kötü insanlar olduğu kadar iyi insanlar da vardır ve iyilik bulaşıcıdır” mantığıyla böyle bir şey yapmaya karar verdim. Bu hikâyenin ilgi göreceğini bekliyordum ama bu ilgi beklediğimden daha da büyük oldu. Bu hikâye bize insanlar doğaya iyi davrandığı takdirde masalsı ve büyüleyici anlara tanık olabileceğimizi ve iyiliğin karşısında nasıl güzel bir manzarayla karşılaşabileceğimizi gösterdi. Leylekler zaten bizim kültürümüzde, masallarımızda ve şarkılarımızda vardır. Onlarla yüzyıllardır iç içeyiz. Anadolu’da da Hacı Leylek olarak bilinirler. Adem amca da gülen yüzüyle bu hikayenin en güzel tarafı oldu. Hikâyede de ikisi birbirine çok yakıştı. Sadece Türkiye’de değil dünyada da gönülleri fethediyor bu hikâye. Doğada pek çok şeylere şahitlik ediyorum. Eşsiz anlara, benzeri olmayacak olaylara... Burada insan ve doğanın dostluğu oldukça önemli.
FELAKETTE HERKESİN PAYI VAR
Son zamanlarda gündemimizde denizlerdeki müsilaj sorunu var. Bir doğa fotoğrafçısı olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?
İçim acıyor gerçekten. Bizler zaten Marmara Denizi gibi denizlere ve göllere yapılan sabotajların yıllardır farkındayız. İçimiz kan ağlaya ağlaya bunlara şahitlik ediyoruz. Doğa fotoğrafçıları çok gezerler. Bir ormana, bir araziye yapılan her türlü baskıyı ve tecavüzü birçok durumdan önce de fark eder. Doğanın ve doğaya yapılanların farkında olduğunuz takdirde içiniz hiç rahat olmuyor. Sizi sürekli bir şeyler kemiriyor. Doğanın bir sürü sorunu var ama özellikle atık konusu çok daha başka. Günümüzde derelerin pisletildiğini ve o pis derelerin oluk oluk Marmara Denizi’ne akıtıldığını görüyoruz. Hep söylediğim bir şey var. Doğa sonsuz bir kaynak değildir. Doğaya yaptığımız iyilik veya kötülük sonsuzluk denizinde kaybolmuyor. Muhakkak denize attığımız şeyler geri geliyor. İşte şu an Marmara da bugün ona yaptıklarımızı yüzümüze kusuyor. Gerçekten çok fazla atık vardı. Artık bunu kaldıracak boyutta değildi. İşte sonsuz denizin de bu şekilde iflas edebildiğini gördük. İnşallah bu olay neticesinde resmi kurumlar daha sık denetimler yapar ve bazı vicdan sahibi işletmeciler ve yöneticiler bu manzara sonrasında atıklarını denize kontrolsüzce atmazlar. Doğa şu an resmen bize yalvarıyor. Bu sese kulak vermeliyiz. Örneğin geçtiğimiz senelerde Kütahya’daki bir vatandaş, traktörüne yüklediği çöp poşetlerini dereye atıyordu. Yaklaşık 300 km akan o dere, Marmara Denizi’ne dökülüyor. Burada sadece Marmara Denizi’ne kıyısı olan şehirler ve yöneticiler değil Kütahya’da yaşayan o vatandaşın da dereye bıraktığı çöplerin bu felakette payı var. Burada herkes sorumlu. Herkesin bilinçli davranması gerekiyordu. Sadece denizler değil derelere attığımız atıklar da denizlerde buluştuğu için yaşanan felakete sebep oluyor.
Müsilaj sorunu ile ilgili herhangi bir farkındalık çalışmanız olacak mı?
Kendi bölgemde özellikle Bursa sahillerini yakından takip ediyorum. Olayın boyutunu göstermek adına buraları fotoğraflamaya ve gözlemlemeye çalışıyorum. Kocaçay deltasının denizle birleştiği bir kısım var. Kocaçay deltasının içerisinde longozun da olduğu o delta içerisine müsilajlı suyun girmesinden büyük endişe duyuyorum.
Doğanın takati kalmadı
Doğada vakit geçiren biri olarak başka ne gibi çevresel sorunlara şahitlik ettiniz?
Doğada doğru bildiğimiz yanlışlar ve yanlış bildiğimiz doğrular var. Örneğin, bataklıkların gereksiz yere kurutulmaya çalışılması büyük bir hata. Kuru ağaçların ormandan toplatılması kuru sazlıkların yakılması da bir hata. Suları göllere hapsetmek, onları derinleştirmek ve sığ göl ile dere kenarlarını işgal etmek oldukça yanlış. Küçücük 20 cm çapındaki bir ip parçasının bile kuşun onu yuvasına taşımasıyla yavrularının ölümüne sebep olabileceğini unutmamalıyız. Bu örnekleri saymakla bitiremeyiz ama doğanın artık takati kalmadı. Doğaya ona ait olmayan şeyleri bırakmamamız gerekiyor. Doğada ölü ya da çöp diye bir şey yoktur. O yüzden doğaya müdahale etmeyelim. Doğada ölen bir ağacı bırakalım orada kalsın. Doğadaki bataklığı çirkin ya da pis olarak görmeyelim. Bataklıklar doğada en çok canlı çeşitlerinin yaşadığı yerlerdir. Bozkırlar ise çok sayıda endemik kuş türü, sürüngen ve memelilere ev sahipliği yapar. Bunları da böyle değerlendirmek lazım. Her yere ağaç ekmek ve her yeri yeşillendirmek doğru değil. Bazı yerlerin de bozkır ve kayalık kalması gerekiyor. Doğal olanı doğal bırakmamız şart.
Yorum Yaz