Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Antik Mısır’ın en büyük gizemlerinden biri olan piramitlerin nasıl yapıldığını merak ediyor musunuz? Peki 2026 İstanbul’undan piramitlerin inşa edildiği döneme eşlik etme şansınız var desek… Nasıl mı? Türkiye’nin ilk sanal gerçeklik müzesi olan ve tarihi deneyimleme imkânı sunan Müzeverse, yeni gösterimi “Piramitlerin Gizemi - Ustaların Antik Mirası”nı ziyaretçileriyle buluşturdu. Giza Büyük Piramidi’nin nasıl inşa edildiğine dair 4 bin 500 yıllık sorulara, bilimsel keşifler ve etkileyici bir hikâye anlatımıyla sunan Müzeverse, kültürel anlatıları daha erişilebilir hale getiriyor.
Klasik müze anlayışının ötesine geçerek izlemek yerine dahil olmayı mümkün kılan Türkiye’nin ilk sanal gerçeklik müzesi Müzeverse, ziyaretçiye sadece bilgi sunmuyor; deneyim yaşatıyor. 2024 yılında kapılarını “Piramitlere Yolculuk: Antik Mısır’ın Keşfi” gösterimi ile açan ve daha sonra “Son Kale: Orta Çağ’ın Keşfi” ile “Yaşamın Kökleri”ni sanatseverlere sunan Müzeverse bu sefer “Piramitlerin Gizemi - Ustaların Antik Mirası” ile seyirci karşısında. “Piramitlerin Gizemi - Ustaların Antik Mirası” gösterimi ile Antik Mısır’ın en büyük gizemi hakkında izleyicilerini bir yolculuğa çıkaran Müzeverse, Giza Büyük Piramidi’nin nasıl inşa edildiğine dair 4 bin 500 yıllık sorulara, bilimsel keşifler ve etkileyici bir hikaye anlatımıyla yanıt arıyor.
Geleneksel müzecilik anlayışına farklı bir boyut katarak ziyaretçilerine tarihi deneyimleme imkânı sunan ve bunda teknoloji bir araç olarak kullanan Müzeverse hakkında merak ettiklerimizi VR Future Kurucusu Fahad Rehman ve VR Future Kurucu Ortağı Virgile Mangiavillano ile konuştuk. Bugüne kadar 60 bini aşkın ziyaretçiyi ağırlayan Müzeverse, Galataport’taki yerinde yedi farklı dilde hizmetini sunuyor. 45 dakika boyunca katılımcılarını bazen 3,5 milyar yıl öncesine götüren Müzeverse bazen de 14. yüzyıl Fransası’nı ziyaret etmenizi sağlıyor. Kültürel anlatıları daha erişilebilir, etkileyici ve deneyim odaklı hale getiren Müzeverse, çocukların da tarihle daha güçlü bir bağ kurmasına vesile oluyor.
Müzeverse fikri nasıl doğdu? Bu yolculuğun başlangıç noktası neydi?
Müzeverse fikri, kültürel mirasın yalnızca fiziksel mekânlara bağlı kalmadan daha geniş kitlelere nasıl ulaştırılabileceği sorusuyla ortaya çıktı. Özellikle pandemi döneminde müzelere erişimin kısıtlanması, bu ihtiyacı daha görünür hale getirdi. Biz de bu noktada, sanal gerçeklik teknolojisinin sunduğu olanakları kullanarak insanların tarih ve kültürle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye başladık. Amacımız yalnızca bilgi aktaran bir yapı kurmaktan çok, ziyaretçiyi doğrudan hikâyenin içine alan, onu geçmişin bir parçası haline getiren bir deneyim yaratmaktı. Bu yaklaşım doğrultusunda Müzeverse, kültürel anlatıları daha erişilebilir, daha etkileyici ve daha deneyim odaklı hale getiren bir platform olarak şekillendi.
Fiziksel müzeler yerine VR deneyimi sunma fikri nasıl şekillendi?
Aslında çıkış noktamız fiziksel müzelerin yerine geçmekten çok, onların sunduğu deneyimi farklı bir boyuta taşımaktı. Geleneksel müzeler doğal olarak mekân, zaman ve erişim açısından bazı sınırlamalara sahip. Sanal gerçeklik ise bu sınırları ortadan kaldırarak ziyaretçiye çok daha özgür, katılımcı ve kişisel bir deneyim sunuyor. Biz de bu potansiyeli kullanarak, ziyaretçiyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp anlatının aktif bir parçası haline getirmeyi hedefledik. Böylece tarih, görülen ya da okunan bir bilgi olmaktan çıkıp hissedilen, deneyimlenen ve daha kalıcı bir bağ kurulan bir yapıya dönüşmüş oldu.
En zoru gerçeklik hissi ile tarihsel doğruluğu ayni anda sağlayabilmek
VR teknolojisini kullanırken karşılaştığınız en büyük teknik zorluk neydi?
Sanal gerçeklik deneyimi tasarlarken karşılaştığımız en önemli zorluklardan biri, yüksek düzeyde gerçeklik hissi ile tarihsel doğruluğu aynı anda sağlayabilmek oldu. Bir yandan kullanıcıyı içine çeken, kesintisiz ve akıcı bir deneyim sunmak gerekirken diğer yandan bu deneyimin bilimsel olarak doğru verilere dayanması gerekiyor. Bu noktada fotogrametri teknikleriyle gerçek dünyadan elde edilen verileri son derece detaylı 3D modellere dönüştürüyor, hareket yakalama teknolojileriyle karakterlerin doğal ve inandırıcı hareketler sergilemesini sağlıyoruz. Bununla birlikte serbest dolaşım imkânı sunan bir yapıda, kullanıcının fiziksel hareketleriyle dijital dünya arasındaki uyumu korumak da ciddi bir teknik hassasiyet gerektiriyor. Tüm bu unsurların aynı anda sorunsuz çalışması, deneyimin inandırıcılığı ve kullanıcı konforu açısından kritik bir denge oluşturuyor.
Şu anda hangi deneyimleri sunuyorsunuz ziyaretçilerinize? Müzeverse’te ziyaretçileri en çok etkileyen deneyim hangisi?
Müzeverse bugün ziyaretçilerine farklı dönemleri ve temaları kapsayan zengin bir içerik seçkisi sunuyor. Şu anda aktif olarak “Son Kale: Orta Çağ’ın Keşfi”, “Yaşamın Kökleri” ve “Piramitlerin Gizemi - Ustaların Antik Mirası” deneyimleri ziyaretçilerle buluşuyor. “Son Kale: Orta Çağ’ın Keşfi”, ziyaretçileri 14. yüzyıl Fransası’nda Carcassonne şehrine taşıyarak adalet, vicdan ve sadakat gibi evrensel temalar etrafında şekillenen güçlü bir hikâyenin içine dahil ediyor. “Yaşamın Kökleri” çok daha geniş bir zaman diliminde ilerleyerek 3,5 milyar yıl öncesinden başlayıp geleceğe uzanan bir yolculuk sunuyor ve yaşamın evrimsel sürecini bilimsel verilerle desteklenen etkileyici bir anlatımla aktarıyor. “Piramitlerin Gizemi - Ustaların Antik Mirası” ise Antik Mısır’a farklı bir perspektiften yaklaşarak piramitlerin inşa sürecine odaklanıyor ve ziyaretçiyi bu büyük medeniyetin üretim sürecine dahil ediyor. Ziyaretçileri en çok etkileyen deneyim sorusu aslında kişiden kişiye değişebilen bir durum. Ancak bugüne kadar en çok ses getiren ve geniş kitlelerle en güçlü bağı kuran içerik, açılış deneyimi olan “Piramitlere Yolculuk: Antik Mısır’ın Keşfi” oldu. Antik Mısır’ın gizemli dünyası, güçlü görsel dili ve keşif hissini ön plana çıkaran yapısıyla ziyaretçiler üzerinde çok kalıcı bir etki bıraktı ve Müzeverse deneyiminin temel referans noktalarından biri haline geldi.
Keşif odaklı yeni bir anlatım
Yeni bir gösteriminiz var, Piramitlerin Gizemi: Ustaların Antik Mirası… İlk yolculuğunuz da yine piramitlerle ilgiliydi. Özelikle seçilen bir konu mu?
Antik Mısır teması hem tarihsel derinliği hem de evrensel merak uyandıran yapısıyla sanal gerçeklik anlatıları için oldukça güçlü bir zemin sunuyor. Daha önce büyük ilgi gören piramit temalı içeriklerin ardından geliştirilen “Piramitlerin Gizemi - Ustaların Antik Mirası”, aynı dönemi bu kez farklı bir bakış açısıyla ele alıyor. Bu yeni içerik, keşif odaklı bir anlatımdan çok üretim sürecine ve insan emeğine odaklanarak piramitlerin nasıl inşa edildiğine dair farklı olasılıkları görünür kılıyor. Bu yönüyle doğrudan bir devamdan çok, aynı evreni derinleştiren ve genişleten bir anlatı sunuyor.
Müzeverse’te içerik üretimi nasıl yapılıyor?
Müzeverse’te içerik üretimi, güçlü bir araştırma temeli üzerine kurulu çok disiplinli bir süreç olarak ilerliyor. İlk aşamada tarihçiler, akademisyenler ve alan uzmanlarıyla birlikte çalışarak içeriklerin bilimsel doğruluğunu güvence altına alıyoruz. Bu aşama, anlatının çerçevesini ve sınırlarını belirleyen en kritik süreçlerden biri. Ardından dijital sanatçılar, tasarımcılar ve teknik ekipler devreye girerek bu verileri görsel, işitsel ve etkileşimli unsurlarla zenginleştiriyor. Bu yaklaşımda amacımız yalnızca bilgi aktarmak öte, kullanıcıyı anlatının içine dahil ederek deneyim üzerinden öğrenmesini sağlamak.
Aynı zamanda Paris merkezli, yedi ülkede faaliyet gösteren ve VR hikâye anlatımında yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan Excurio ile yürütülen iş birliği, içerik üretim sürecini uluslararası bir boyuta taşıyor. Excurio’nun ödüllü uzmanlığı sayesinde Müzeverse, büyük ölçekli, tarihsel doğrulukla desteklenen ve son derece sürükleyici deneyimler sunma kapasitesini daha da ileriye taşıyor. Nitekim “Yaşamın Kökleri”, Excurio’nun Fransız Ulusal Doğa Tarihi Müzesi (Muséum national d’Histoire naturelle) ile gerçekleştirdiği iş birliğiyle hazırlanırken, “Son Kale – Orta Çağ’ın Keşfi” ise Excurio’nun yaratıcı ekipleri ve akademik danışmanlarıyla birlikte geliştirildi.
Türkiye bu konuda ilham verici
Peki Türk topraklarına özgü içerikler için de çalışıyor musunuz?
Evet, bu konuda hem çalışmalar hem de farklı iş birlikleri üzerine görüşmelerimiz devam ediyor. Türkiye’nin sahip olduğu zengin tarihsel ve kültürel miras, sanal gerçeklik anlatıları için son derece geniş ve ilham verici bir alan sunuyor. Özellikle Göbeklitepe gibi insanlık tarihinin en erken dönemlerine ışık tutan alanlar, İstanbul’daki çok katmanlı tarihi yapılar, Kapadokya ve Pamukkale gibi hem doğal hem kültürel açıdan güçlü mekânlar potansiyel projeler arasında yer alıyor. Bununla birlikte Osmanlı dönemi ya da önemli tarihi figürler üzerinden kurgulanacak anlatılarla, ziyaretçilere doğrudan içinde yer alacakları bir deneyim sunulmasını amaçlıyoruz.
Henüz burayı deneyimlememiş olanlar için nasıl bir deneyimden söz ediyoruz?
Müzeverse deneyimi, klasik VR uygulamalarından farklı olarak ziyaretçiyi sabit bir noktada tutan bir yapı sunmuyor. Aksine serbest dolaşım imkânı sayesinde kullanıcılar fiziksel olarak hareket ederek deneyimin içinde ilerliyor ve bu da gerçeklik hissini önemli ölçüde güçlendiriyor. Ziyaretçiler VR gözlüklerini taktıktan sonra kendilerini tamamen farklı bir zaman diliminde buluyor ve yaklaşık 45 dakika boyunca bu dünyanın içinde aktif bir şekilde hareket ederek keşif yapıyor. Bu süreç boyunca deneyim alanında bulunan ekipler, gerektiğinde müdahale edebilecek şekilde ziyaretçilere eşlik ediyor ve güvenli bir ortam sağlanıyor.
Fiziksel ve duygusal bir etki yaratıyor
VR deneyimi yaşarken insanların en çok şaşırdığı şey ne oluyor?
Ziyaretçilerin en çok şaşırdığı şey, sanal gerçekliğin yarattığı güçlü mekânsal algı ve bunun beden üzerindeki etkisi oluyor. Deneyim sırasında kullanıcılar çoğu zaman bulundukları fiziksel alanı tamamen unutuyor ve kendilerini gerçekten o ortamın içindeymiş gibi hissediyor. Özellikle dar geçitlerden geçerken eğilme, bir yapıya yaklaşırken yavaşlama ya da etrafını daha dikkatli inceleme gibi refleksler, beynin bu deneyimi gerçek olarak algıladığını gösteriyor. Bu durum, sanal gerçekliğin yalnızca görsel bir deneyim olmadığını, aynı zamanda fiziksel ve duygusal bir etki yarattığını da ortaya koyuyor. Birçok ziyaretçi için en çarpıcı an, aslında bulunduğu yerin bir simülasyon olduğunu fark ettiği an oluyor. Bu farkındalık, deneyimin ne kadar güçlü bir inandırıcılığa sahip olduğunu çok net bir şekilde hissettiriyor.
Henüz yeni sayılabilecek bir kurum Müzeverse ama dönüşler nasıl?
Müzeverse, Kasım 2024’te açıldığı günden bu yana 60 bini aşkın ziyaretçiyi ağırladı ve bu sayı, sanal gerçeklik temelli kültür sanat deneyimlerine olan ilginin ne kadar güçlü olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ziyaretçilerden gelen geri bildirimler yalnızca memnuniyet düzeyini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda deneyimin gelişimi açısından da çok değerli bir veri kaynağı oluşturuyor. Kullanıcıların hangi anlarda daha fazla etkilendiği, nerelerde dikkatlerinin dağıldığı ya da hangi içeriklerle daha güçlü bağ kurdukları detaylı şekilde analiz ediliyor. Bu içgörüler doğrultusunda anlatı yapısında ve teknik kurguda sürekli iyileştirmeler yapılıyor. Bu yaklaşım sayesinde Müzeverse, statik bir deneyim sunmak yerine ziyaretçiyle birlikte gelişen, kendini sürekli yenileyen dinamik bir yapı haline geliyor.
Teknolojiyi insan ve kültür arasında aracı olarak kullanıyoruz
Dijital deneyimi klasik müzeler içine dahil eden müzeler de var. Sizinki daha farklı elbette ama sanal gerçeklik, klasik müze algısını nasıl etkiler?
Sanal gerçeklik teknolojisinin klasik müzelerin yerini alacak bir alternatif olarak görmekten çok, onların etki alanını genişleten ve anlatım gücünü artıran bir araç olarak değerlendiriyoruz. Klasik müzelerin sunduğu atmosfer, mekânsal bağ ve tarihsel dokunun kendine özgü bir değeri var ve bu deneyim her zaman varlığını sürdürecek. Ancak sanal gerçeklik, bu deneyimi farklı bir katmana taşıyarak ziyaretçiye geçmişin içine girme, olayları birebir yaşama ve hikâyelerin parçası olma imkânı sunuyor. Gelecekte insanların tarihi yalnızca görmekle kalmayıp daha yoğun bir şekilde deneyimlemesi mümkün olacak ancak bu durum klasik müzelerin değerini ortadan kaldırmak yerine onları daha anlamlı hale getirecek.
Teknolojinin kültür üzerindeki etkisi sizce olumlu mu yoksa riskli mi?
Teknoloji, kültürle doğru bir şekilde buluştuğunda son derece güçlü ve dönüştürücü bir etki yaratıyor. Özellikle yeni nesillerle bağ kurmak, kültürel mirası daha erişilebilir hale getirmek ve geçmişi daha anlaşılır bir dille anlatmak açısından büyük bir fırsat sunuyor. Elbette burada önemli olan, teknolojinin kendisini amaç haline getirmemek. Bizim yaklaşımımız, teknolojiyi yalnızca bir araç olarak kullanmak ve onu insanlarla kültür arasında daha güçlü bir bağ kuran bir anlatım diline dönüştürmek.
Çocuklar geçmişle daha güçlü bir bağ kuruyor
Aslında bir tarihi geçmişte sunuyorsunuz insanlara. Özellikle tarihe meraklı olmayan ya da müze gezmeyi pek sevmeyen ve dijital dünyaya doğan çocuklar için de bir alternatif oluşturduğunuzu düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?
Sanal gerçeklik teknolojisinin özellikle dijital dünyayla iç içe büyüyen yeni nesiller için çok güçlü bir öğrenme aracı olduğuna inanıyoruz. Müzeverse ile tarih, yalnızca anlatılan bir bilgi olmaktan çıkıp deneyimlenen bir sürece dönüşüyor. Bu da özellikle çocuklar ve gençler için öğrenmeyi çok daha sezgisel, akılda kalıcı ve ilgi çekici hale getiriyor. İçeriklerimizi 7 yaş ve üzeri ziyaretçilere hitap edecek şekilde kurgularken eğitici ve merak uyandıran bir yapı oluşturmayı önceliklendiriyoruz. Böylece çocuklar geçmişi sadece öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda onun içinde yer alıyormuş gibi hissederek daha güçlü bir bağ kurabiliyor. Bu yönüyle Müzeverse, çocuklar için öğretici ve destekleyici bir deneyim alanı sunuyor. Nitekim okulların da yoğun ilgisiyle öğrenciler, derslerde öğrendikleri bilgileri burada deneyimleme fırsatı buluyor ve bu ziyaretler öğrenme sürecini daha kalıcı hale getiriyor.
Yorum Yaz