“Fukara Gönlüne Her Kim Dokuna Dokuna Sînesi Allah Okuna!”

Köşe Yazıları

“Fukara”dan kasıt, yoksullardır, dervişlerdir, miskinlerdir, yetimler/öksüzlerdir, göçmenler, mülteciler, evsizler, kimsesizler, dilsizlerdir. Onların gönlü, Hakkın evidir. Onu yıkan, Allah’ın evini yıkmış olur. Bunun ise bedeli ağır olur. O gönlü kırana, gönül sahibinin oku tez ulaşır. Bu yüzden hakikî insanlar, fukara gönlünün incinmemesi için kılı kırka yararlar. Onların adl-i İlahî tarafından nasıl özenle koruyup kollandığını bilirler. Hoş, hakikî insan, ne incinir ne incitir. “Nereye dönerseniz, Allah’ın yüzü (zâtı) oradadır” sırrını kuşanmıştır. Varolanı Hak görür, ona hizmeti kulluk bilir. 

Fukaradan kasıt, yoksullardır. Hz. Yunus, yoksulların etini yiyip kanını içenlerin akıbetinin fena olduğunu söyler.

“Gitti beyler mürveti, binmişler birer atı.

Yediği yoksul eti, içtikleri kan olısar.”

Yoksulluk, yıpratıcı, zehirleyicidir. Samyeli gibidir. Esince ağular, insanî olanı, erdemi, ahlakı eritir, yok eder.

Yoksullukla mücadele, yoksullara tasaddukla olmaz. Bu, pansuman bir tedbirdir, geçicidir; yoksulun gönlünü incitici olabilir.

Yoksullukla mücadele, millî servetin, daha âdilâne ve daha eşitlikçi biçimde paylaşılmasıyla olur. Yoksulların, üretime katılmasıyla azalır. Onların kendini onurlu hissetmesiyle de giderek yok olur.

Çocukluğumuz, ilkgençlik yıllarımız, neredeyse orta yaşımıza kadar, kronik enflasyonist bir iktisadî vasatın ağulayıcı atmosferinde yaşadık. İkibinli yılların başlarından itibaren enflasyonu unutmuş, birkaç sene öncesine kadar artık yaşamımızdan silip atmıştık. Ne var ki, “pandemi”den itibaren giderek kronikleşen, yorucu, yıpratıcı bir enflasyonist zemine hapsolduk. Yoksulluk derinleşti, yaygınlaştı ve umarsızlığını toplumsal katmanların içine doğru iyiden iyiye sızdırmağa başladı. Son iki yılda kısmen azalsa da alım gücünün zayıflaması, gelirin düşmesi, paranın değerini iyice yitirmesi yoksulların gündelik hayatını ağırlaştırdıkça ağırlaştırdı. Bugün asgarî ücret, iki-üç zenginin bir akşam yemeği düzeyinde. Evli-çocuklu, kira ödeyen bir asgarî ücretlinin yaşamını insanca idamesi çok zor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan yoksulların yaşamı daha tehditkâr güçlüklerle dolu. Bu bakımdan hepimize ödev düşüyor. Öncelikle nefsimizden çok ötekini önceleyen fütüvvet ahlakını kendimizde ve çevremizde hükümfermâ kılabilmek için özel bir gayret sarfetmeliyiz. Tasaddukla yoksulluk yok edilemez doğru ama, öncelikle yangının söndürülmesi, ateşe su taşınması gerekiyor. Bunun için de hepimiz kolları sıvamalıyız. Yoksulların yeme-içme, barınma, sağlık vb. ihtiyaçlarını rahatlıkla giderebilecekleri bir vasatın oluşmasına elimizden geldiğince katkıda bulunmalıyız. Buraya sadece bu türden gereksinimlerimizi giderme üzere gelmedik. Ama geçim zorluğu içindeki insana, insanî kalitelerini yükseltebilmek için gerekli etkinliklerin yolunun da açılması gerekiyor. Bunun için topyekûn bir seferberlik zorunlu. Sanırım bunun ilk adımı, civanmertliğin zırhını kuşanmak için bütün kalbimizle inançlı ve kararlı olmak. İçimizdeki adalet ve merhametin korunması için özel bir çaba göstermek. Aksi halde, bir tenhada, bir garibin, evsizin, yoksulun, bir dervişin âhının çıkaracağı hepimiz yanacağız. Dünyayı ancak gariplerin âhı yakabilir. Semâları ancak onlar titretebilir. Hz. Yunus’la aynı çağrılar içindeyiz: “Bir düşküne vardın ise / Bir içim su verdin ise / Yarın anda karşı gele / Hak şerbetin içmiş gibi…”

Yorum Yaz