Titizlikle hazırlanan Gazze kitabı: Nehirden Denize Özgür Filistin

KİTAPLIK Güncel

7 Ekim tarihinden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Öyle ki bu tarihi gören herkesin zihninde tek şey belirir; soykırım. İsrail yıllar önce kendi halkına uygulanan acının daha fazlasını Filistinlilere yaşattı, yaşatmaya devam ediyor. Yahudilerin beslediği ABD ve çoğu Batılı ülkeler katliamlara ortak olsa da insanlık yekpare oldu. Gazze bölgesindeki soykırım karşısında gerek meydanlarda gerek sosyal medyada sesini çıkardı. Yakın zamanda sözde ateşkes ilan edildiyse de her gün şehit haberleri almaya devam ediyoruz. Ama biliyoruz ki Allah büyük… 

7 Ekim sürecini her yönüyle anlamak isteyenler için yakın zamanda bir kitap çıktı. “Nehirden Denize Özgür Filistin”. İsmini Şeria Nehri’nin ve Akdeniz arasındaki bölgenin tamamının Filistin’e ait olduğunu savunanların yıllardır attığı slogandan alıyor. Pınar Yayınlarından çıkan kitap 336 dolu sayfadan oluşuyor. 

Tesadüfler değil sistematik olaylar yaşanıyor 

Hazırlayan Demet Tezcan. İki kapak arasında; Demet Tezcan, İsmihan Şimşek, Emeti Saruhan, Emine Çınar, Cahide Hayrunnisa Çiçek, Sümeyye Ertekin, Nesibe Hale Tezcan, Zümrüt Sönmez, Emine Dolmacı ve Gülcan Tezcan’a ait yazılar bulunuyor. 

Her bir yazar Filistinlilerin geçmişten bugüne yaşadıklarını teferruatlı bir şekilde ele alıyor. Bu vesileyle, gelecekte o bölgede yaşanması muhtemel senaryolar hakkında da okuyanlarda fikir uyandırıyor. Bölgede tesadüflerin değil, sistematik olayların yaşandığı örnekleriyle okunabilir. 

Siyonistler ve Evanjelistler 

İlk sayfada okuyucuyu şair ve Gazze İslam Üniversitesi akademisyenlerinden Refaat Alareer’in yazdığı etkileyici son şiir karşılıyor. Kendisi; erkek kardeşi, kız kardeşi ve üç çocuğuyla 6 Aralık 2023 tarihinde şehit oldu. Kitaptaki yazar ve konu sıralamasında tarih esas alınmış gözüküyor. İlk olarak, “Siyonizm’in Teolojik Motivasyonu” adı altında Siyonizm’in temellerini anlatıyor İsmihan Şimşek. Yüce dinimiz İslamiyet’e göre Yahudiler uzunca anlatılmış. Bu bölümde asıl dikkat çeken ise “Soykırıma Armagedon ve Evenjelistlerin Desteği” alt başlığında yer alan kısım. Yazarımız herkes tarafından yanlış bilinen bilginin doğrusunu sade bir şekilde aktarmış: “Evanjelist ve evanjelik kelimeleri farklı anlamlara gelmektedir. Evanjelist, en basit anlamıyla ‘Hristiyanlık bildirisini vaaz eden, yayan kişi’ anlamı gelir… Evanjelizm, Protestanlığı deforme ederek Hristiyanlığın Yahudi karşı tutumunu, tarih boyunca süregelen husumetini ortaya çıkaran literatürü ve tarihi tahrip ve ortadan kaldırmaya yönelik bir tutum izler… Evanjelistlere göre gelecekte yeryüzünün hâkimiyeti İsrailoğulları’nın, ahiret ise Hristiyanlarındır. Ahiretin vuku bulması için kıyametin kopması gerekir. Kıyametse ancak İsrailoğulları’nın yeryüzüne kopacaktır. Öyleyse Hristiyanların cennetlerine kavuşa bilmelerinin yolu ancak İsrailoğulları’nın emellerinden geçer.” Burada yer verdiğimiz kısımdaki görüş; bölgedeki siyasi, sosyal gelişmelerinin temelini oluşturuyor. Siyasi ve sözde dini iki görüşünü kanlı ittifakının sebebi. Birisi dünyayı kazanma, diğeri ahireti kazanma derdinde. Ama “kazanma” ve “katliam” kelimelerinin hak ve hakikat ile ilişkili olmadığı da aşikâr. “Tek” olan ne bir yarışa dahil olur ne de masum bir cana dokunur. İsmi gerek Siyonizm gerek Evanjelik ister başka şey olsun. Katil katildir, batıl batıldır. 

Silahsızlandırma, cahilleştirme, fakirleştirme 

“Tufandan Kurtuluşa: Bir İşgal ve Direniş Hikâyesi” adı altında İsrail’in kuruluş sürecini anlatıyor Emine Çınar. 19. Yüzyılda İngilizlerin bölgedeki politikasını şu cümleler ile açıklıyor yazarımız: “İngilizler, Gazzeliler başta olmak üzere tüm Filistinlileri etkisiz kılmak için ‘silahsızlandırma’, ‘cahilleştirme’ ve ‘fakirleştirme’ olmak üzere üç politika benimsenmişti. Akabinde teferruatlı şekilde her üç politika açıklanıyor. Lâkin alıntı yaptığımız kısmı okuyanların dâhi şu kanaate vardığını biliyoruz; İngilizlerin politikası ilk günkü tazeliğiyle bölgede uygulanıyor. Maalesef… “Filistin Göçü: Kayıp Vatan, Yaşayan Kimlik” adı altında Filistinliler özelinde göç kavramına yoğunlaşıyor Cahide Hayrunnisa Çiçek. Ayrılığın, katliamların ve bunların oluşturduğu acı ile gözyaşının izlerini süren yazar, süreci yaşayanların beyanlarına da yer vermiş: “Göç dergisinde yayımlanan bir makalede Nekbe’yi anlatan 57 yaşındaki Filistinli kadın, aile büyüklerinin Yafa’dan Eriha’ya zorunlu göç ettirildiğinde yaşadıklarını “Benim dedem, büyüklerim 1948’de çıktılar, Eriha’ya gittiler. Aslımız Yafalı. 1948’de Yafa’dan çıktılarında büyük büyük anahtarlarını, tapularını ve toprak almışlar. Başka hiçbir şey almadılar çıkarken. Yafa’nın tapusunu babamda gördüm. Ama gitti. Şimdi İsrail’in elinde. Dedemin, evi, arsası, bahçesi vardı, gitti’ diyor.” Bu cümlelerden daha kötüsü; göz göre göçe maruz kalan, malı gasp edilen, geçmişiyle bağı koparılan, zulme uğrayanların hikâyesi hiç değişmeden devam ediyor. Hatta artıyor. 

Britanyalı Müslümanlar konseyinin raporu

“Medya ve Soykırım” adı altında yaşanan trajedilerde medyanın rolünü irdeliyor Zümrüt Sönmez. Bu konu özelinde yakın zamanda kaleme alınan dikkate değer bir yazı. Her şey olurken medyanın; olayların yansımasının nasıl değiştirdiğini, halkı haksıza nasıl yönlendirmesini okuyoruz. Silahla değil ondan da kuvvetli kalemle yapılan kötülüğe şahit oluyoruz. Propagandanın devlet eliyle yürütülmesi birçok örnekle açılanmış. En dikkat çekeni ise Saddam Hüseyin’in yakalanma haberinin tüm dünyanın ilgisini çekecek saate denk getirilmesi. Ayşe Şasa’dan Edward Said’e kadar ilgi çekici isimlerin medya ve bölgeyle ilgili sözleri de yer alıyor. Tabii bunlar arada geçenler. Ana kısımda Gazze üzerinde medyanın rolüne yer verilmiş. Soykırımın başlangıcından günümüze, uluslararası medyanın iki yüzlülüğü örneklerle yazılmış. “Britanyalı Müslümanlar Konseyinin Raporu” her şeyi özetliyor. O raporun, istatistiğe yer vermeyen, çok kısa bir özeti; “İngiltere ve çoğu batı medyasındaki haberlerde duygusal dil ağırlıklı olarak Filistinlilerin değil de İsraillilerin yaşadığı acılardan bahsediyor… çoğu kanal İsrail’in kendini savunma hakkını desteklediğini dile getiriyor… Filistinlilerden çoğu kanal/internet sitesi terörist olarak bahsediyor.” Medya dışında kültür ve sanat dünyasını rolünü de “İşgalci İsrail’in Kültürel Hegemonyası Gerçek Sanatçılarla Yıkıldı” adı altında Gülcan Tezcan yazmış. Emine Dolmacı, Demet Tezcan, Sümeyye Ertekin, Emeti Saruhan ve Nesibe Hale Tezcan’ın yazıları örnekler verdiğimiz diğer yazılar gibi zengin. Üzerine düşülerek hazırlanan bu kitap hem araştırmacıları hem konu özelinde bilgi sahibi olmak isteyenleri bekliyor. Kitabın sonunda yer alan Nesibe Hale Tezcan’ın tespitini duyurmakta fayda var; “Peki, bunca haksızlık karşısında dünyadaki gençleri ele alarak nasıl bir çıkarım yaptık? Özellikle ‘otoriteye başkaldıran, düzene uymayan, isyankâr, tembel’ diye görülüp eleştirilen z kuşağının; hiçbir baskıyı, tehdidi, yaptırımı düşünmeden, kendi görüşünden olsun ya da olmasın, bir sivili savunabilmek için neler yapabileceklerine şahit olduk…”

Yorum Yaz