Sahici kahramanlarin hikayesi devam ediyor

KİTAPLIK

Çok sevdiğim ve her daim andığım, öğrencilerime, velilere tavsiye ettiğim kitaplardan biri olan Emine Batar’ın Islıkla Çağrılan adlı eseri Dergah Yayınları’ndan yeniden yayımlandı. Anlaşılamayan ya da kitaplara tutkulu genç teması her zaman ilgimi çekiyor. Belki de kendimden bir şeyler buluyorum o karakterlerde. Yazmanın kurdu, yaşamanın acemisi olan o genç her zaman anlaşılmayı hak ediyor.  Şöyle bir kısım vardır Islıkla Çağrılan’da:“Şair mi olmak istiyorsun? Matematiği, fenni bunun için mi öğretiyorlar sana? Bak evlat, ancak tembeller şiir yazar. Aylaklar, çalışmaktan nefret edenler, gerçeklerden kaçmak isteyen hayalperestler…”

Kelimelere bağlı bir genç: Servet

Yakın zamanda Mustafa Çiftci’nin yayımlanan ilk romanı Kiraz Çiçeği Kolonyası ise bana bu atmosferi hatırlattı. Neredeyse tüm eserlerini okuduğum bir yazar Mustafa Çiftci. Kurduğu yazınsal evreni, düşünme biçimini seviyorum. Kiraz Çiçeği Kolonyası adlı bu ilk romanında da Servet karakteri, aynen Emine hanımın eserindeki ana karakter Kadir gibi kitaplara, kelimelere bağlı bir genç. Öte yandan Suavi Kemal Yazgıç, Sabitfikir’deki yazısında bu karakterle ilgili nokta atışı tespitlerde bulunuyor. “Servet, evinden ayrılmayan bir Don Kişot’tur” adeta. Bu yüzden iki kitap arasında ortaklıklar olduğu gibi farklılıklar da var. Mesela bu eserde Servet, biraz daha annesinin kanatları altındadır. Eserde roman okursa iyi olduğunu, ders çalışırsa başının ağrıdığını söyleyen Servet’in karşısında annesinin o destekleyici tavrı tüm annelere örnek olacak cinsten. 

Servet’in okuma ve yazma sevdası

Bütün hocalar Servet’ten ümidini kesmişken edebiyatçı Belgin hoca için durum böyle değildir elbet: “Kompozisyonu pek iyi. Nasıl nakışlı bir kalemi var görseniz. Servet’in kompozisyonlarını diğer öğrencilerime örnek olsun diye saklıyorum. Dilbilgisi kırık dökük ama bu çocuğa sahip çıkalım ne olur?”

Servet, roman ve müziği hayatından çıkarmayı düşünse de bunu başaramaz. Bir türlü, çalışkan, derslerine çalışan o öğrenci olamaz. Oysa onun elindeki yetenek ya da ilgi de başka öğrencilerde yoktur belki. Ama her zaman toplumumuzda bir ideal insan, ideal öğrenci tanımı vardır. Kitap okumak, müzik dinlemektense, hayaller kurmaktansa sınavlardan o iyi notları alması gereken insansındır. Öğrencilerin bireysel yetenekleri, durumları olduğunu hesaba katan öğretmenlerle de büyümeyiz her zaman. Servet’in hikayesi de biraz böyledir işte.

Edebiyat karın doyurur mu?

“Edebiyat karın doyurur mu?” sorusu geçmişten bugüne günümüzde edebiyatçıların kafasında ve kalbinde beliriveren bir soru olagelmiştir. Hatta böyle bir portre kitabı vardı hatırladığım kadarıyla. “Edebiyat karın doyurmaz, çay içirir” adında. İşte Kiraz Çiçeği Kolonyası, biraz da bu sorgunun ve ironinin etrafında dönüyor gibi geliyor bana. 

Öte yandan duvar gazetesi hadisesiyle karakterlerin yaşadıkları bana geçmişte ilkokul talebesiyken çıkardığımız bir dergiyi anımsattı: “3/C’nin Sesi.” O yüzden bu kısmı ayrıca anlıyorum. Her ne kadar okul müdürü değişip duvar gazetesini kaldırsa da yalnızca hikaye karakterinin değil okurun da zihnine kazınacak anılar biriktirir Servet ve Satı. Karakter diyorum onlar için ancak bir roman karakterinden fazlasıdırlar aslında. İçimizden biri gibiler. 

Konuşurken yazı yazan karakter

Üstelik Servet’in yazmak üzerine düşünmesi bile belli başlı bir yazı gibidir:“Keşke ben de senin gibi kolayca hikayemi anlatabilsem. Keşke bir kalemin ucunu açıp geriye çekilsem kalem ucu körleşene kadar yazsa ne kolay olurdu. Ama bence yazmak çok zor. Kelimeler inatçı gibi geliyor bana. Düşün aynı kelimeyi daha evvel binlerce kere kullanmışlar. Şimdi sen diyorsun ki gel bir de benim yazıma misafir ol. Ama o kelime gün görmüş, ömür sürmüş, uzun yıllar eserlerin satır hizasına dizilmiş. Sana kolay kolay misaifir olur mu? Senin dediğin yerde durur mu? Kelimelerin hatrı çok narindir, hemen kırılır yani.”  

Servet’in Satı’yla konuşmalarındaki bu satırlar bana Şule Gürbüz’ün bir başka eserindeki satırları ve düşünme biçimini anımsatıyor. Servet, konuşurken dahi bir yazı yazıyor.

Yalnızca iyi okurun anlayacağı ironi

Daha önce yazarın Ağlaya Ağlaya Öldük Anam Bacım adlı eseri hakkında yazarken şöyle demiştim: “Sözün özüne hikâyenin sonucuna varmak gerekirse Mustafa Çiftci, Anadolu öyküleri anlatmaya devam ediyor bizlere. Yazar buna rağmen her seferinde bambaşka fotoğrafların peşinde. Bu menba’dan daha fazla mesel çıkacak bu besbelli. Bu son eseriyle de kitaplarda okuduğumuz ve karşılaşmak istediğimiz gerçek karakterlerden çok daha fazla karşılaşmak isteyeceğimiz sahici kahramanlara doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Bize de o sahici kahramanların hikâyelerine teslim olmak düşüyor.” Bu kararım katlanarak devam ediyor şimdilerde. Mustafa Çiftci, gerçek karakterlerden sahici kahramanlara doğru bir yolculuğa çıkarmaya devam ediyor okuru. “Ev İşi Varken Roman Okunur mu?” hikayesindeki gibi tıpkı yalnızca iyi okurların anlayabileceği ayrıntılar ve ironi içeren durumlar mevcut Kiraz Çiçeği Kolonyası’nda. Has okuru gülümseten en çok da bu bence bu yeni eserde.

Yorum Yaz