Kültür Yolu Festivali seneye 30 şehirde yapılacak

KİTAPLIK

 

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 2026 yılı şehir ve tarihlerini açıklarken, kültür-sanat alanında tarihi bir hedefin de altını çizdi. Buna göre, 2027 yılı sonu itibariyle Türkiye’deki 30 büyükşehirin tamamı Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamına alınmış olacak. 

Başta büyükşehiler olmak üzere birçok ili kültür ve sanatla buluşturan Kültür Yolu Festivali’nin kapsamı genişliyor. Bakan Mehmet Nuri Ersoy’un açıklamalrına göre; 2027 yılında 30 büyükşehirde etkinlikler yapılacak. 

Türkiye Kültür Yolu seneye 30 şehirde yapılacak 

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 2026 yılı şehir ve tarihlerini açıklarken, kültür-sanat alanında tarihi bir hedefin de altını çizdi. Buna göre, 2027 yılı sonu itibariyle Türkiye’deki 30 büyükşehirin tamamı Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamına alınmış olacak. 2026 yılında Aydın, Eskişehir, Kahramanmaraş, Mersin, Ordu ve Sakarya’nın da takvime eklenmesiyle birlikte, Türkiye Kültür Yolu Festivali bu yıl 26 ilde milyonlarca sanatseveri ağırlayacak. Festival maratonu, bahar aylarından sonbahara kadar Türkiye’nin dört bir yanında sürecek. Bakan Ersoy, gelecek yıl atılacak adımın ise kültür politikaları açısından tamamlayıcı bir dönüm noktası olduğunu belirtti. 2027 yılında Balıkesir, Denizli, Hatay, Kocaeli, Muğla ve Tekirdağ’ın da festival zincirine dahil edilmesiyle, Türkiye’deki tüm büyükşehirler Türkiye Kültür Yolu Festivali’ne dahil edilmiş olacak. Bu gelişmeyle birlikte Türkiye Kültür Yolu Festivali, şehir şehir ilerleyen bir etkinlik olmaktan çıkarak, ülke geneline yayılmış, sürekli ve kapsayıcı bir kültür altyapısı niteliği kazanacak.  2021 yılında İstanbul’da 80 mekanda ve 2 binin üzerinde sanatçıyla başlayan Türkiye Kültür Yolu Festivali, bugün ölçeği, yaygınlığı ve etkisiyle “dünyanın en büyük festivali” konumuna ulaştı. Festival, İstanbul ile başladığı 2021’den bu yana her yıl büyüyerek; şehir sayısını 1’den 20’ye, mekan sayısını 80’den 1.000’e, sanatçı sayısını 2.000’den 50.000’e, etkinlik sayısını ise 380’den 9.600’e yükseltti. 2026’da 26 şehirde festival yapılacak, 2027 yılında ise tüm büyükşehirlere Türkiye Kültür Yolu Festivali ulaşmış olacak. Bakan Ersoy, festivalin yalnızca bir etkinlik takvimi değil, Türkiye’nin kültürel hafızasını şehirler üzerinden yeniden kuran kalıcı bir kültür modeli haline geldiğini vurguladı. 

Erhan Erken anlattı: Cağaloğlu’ndaki “Alemdar” isminin arkasında yatan hazin tari

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Başkanı Erhan Erken, İstanbul’un tarihi semtlerinden Sultanahmet-Alemdar bölgesinin adının nereden geldiğine dair dikkat çeken bilgiler paylaştı. Erken, Alemdar isminin yalnızca bir semt adı değil, Osmanlı tarihine damga vurmuş dramatik bir olayın izlerini taşıdığını vurguladı. Kelime anlamı olarak “bayrağı ya da sancağı taşıyan kişi” demek olan “Alemdar”, adını Osmanlı devlet adamı Alemdar Mustafa Paşa’dan alıyor. II. Mahmut döneminde, 1808 yılında patlak veren ve tarihe “Alemdar Vakası” olarak geçen olay, İstanbul’da büyük bir kırılmaya neden oldu. Erken’in aktardığına göre, yeniçerilerin başlattığı isyanın ilk gününde Alemdar Mustafa Paşa’nın kaldığı Bab-ı Ali basıldı. Paşayı koruyan sekbanlar dirense de isyancıların ilerleyişi durdurulamadı. Bina ateşe verildi, saraydan yardım gelmedi ve çember giderek daraldı. Teslim olmayı reddeden Alemdar Mustafa Paşa, geri adım atmak yerine son bir hamle yaptı. İçeri girmeye çalışan yeniçerilere teslim olmaktansa barut mahzenini ateşledi. Meydana gelen büyük patlamada yaklaşık bin kişiden 600’ü hayatını kaybederken, Paşa da olay yerinde yaşamını yitirdi. İsyancı yeniçeriler, Alemdar Mustafa Paşa’nın cansız bedenini günlerce İstanbul sokaklarında dolaştırdıktan sonra Yedikule dışında bir kuyuya attı. Yıllar sonra ‘Yeniçeri Ocağı’ kaldırıldığında kemikleri bulunduğu yerden çıkarıldı. Alemdar Mustafa Paşa’nın naaşı önce Yedikule surları civarına, daha sonra ise Gülhane’nin karşısındaki Zeynep Sultan Camii haziresine defnedildi. Bugün Çağaloğlu’ndaki Alemdar semti, adını bu dramatik tarihten alıyor. Semtin ismi, bir isyanın, bir direnişin ve teslim olmayı reddeden bir Osmanlı paşasının hafızasını yaşatmaya devam ediyor.

Göbeklitepe ve Taş Tepeler Avrupa'nın kalbi Berlin'de sergilenecek 

Roma Kolezyumu’ndan sonra bu kez Museuminsel Berlin’de… Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Berlin’de insanlık tarihinin başladığı yere kapı aralıyoruz” sözleriyle, Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in 12 bin yıllık insanlık hikayesinin Avrupa’nın kalbinde dünya ile buluşacağını duyurdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzelerine bağlı Vorderasiatisches Museum iş birliğiyle hazırlanan “Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam” sergisinin açılışı, Museuminsel Berlin’deki James-Simon Galerie’de 10 Şubat Salı günü Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirilecek. İnsanlık tarihinin bilinen en eski sayfaları, bu kez Berlin’de açılıyor. Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in 12 bin yıllık mirası, Avrupa’nın kültür başkentlerinden Berlin’de dünya ile buluşuyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Berlin’de açılacak sergiyi sosyal medya hesaplarından duyurdu. Bakan Ersoy paylaşımlarında şu ifadelere yer verdi: 10 Şubat’ta açılışını yapacağımız “Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam” sergisiyle, Şanlıurfa müzemizden seçilen 89 eser ve 4 replikayı dünya ile buluşturacağız. Eserlerin 44’ü ilk kez sergilenecek. 19 Temmuz’a kadar açık kalacak sergide, Isabel Muñoz’un Taş Tepeler fotoğrafları da yer alacak. Neolitik Çağ’da insanlığın büyük dönüşümünü, Berlin’in kalbinde anlatacağız. Taş Tepeler’in mirasını, kararlılıkla dünyaya taşıyoruz.” 

Batman'da saklı tarih: Tesadüfen bulunan yeraltı camisine ziyaretçi akını 

Batman’ın Sason ilçesinde bir grup köylü tarafından tesadüfen bulunan gizemli yer altı camisi, keşif haberlerinin ardından bölgenin yeni odak noktası haline geldi. Karameşe köyü Gömük yaylasında, kayalık bir yamacın altındaki dar bir oyuktan girilen bu tarihi yapı, mistik havası ve alışılagelmişin dışındaki mimarisiyle Batman ve çevre illerden gelen çok sayıda ziyaretçiyi ağırlıyor. Yer altı yapısının içerisindeki detaylar, araştırmacılar ve ziyaretçiler için büyük merak uyandırıyor. Yapının içinde belirgin bir mihrap ve minber bulunması, kıble yönünün tayin edilmiş olması buranın kadim bir cami olduğunu kanıtlarken; duvarlara gömülü halde bulunan ve ses yalıtımı amacıyla kullanıldığı tahmin edilen çok sayıda küp, yapının akustik bir mühendislikle inşa edildiğini gösteriyor. Ayrıca cami içerisinde kimliği henüz belirlenemeyen büyük bir mezarın bulunması, yapının aynı zamanda bir türbe olarak da kullanılmış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

 

Riyad’da süreklilik ve değişim 

Suudi Arabistan Kültür Bakanlığı öncülüğünde Diriyah Bienali Vakfı tarafından bu yıl üçüncü kez düzenlenen "Diriyah Çağdaş Sanat Bienali", sanatseverlerin yoğun ilgisiyle devam ediyor. Ülkede hayata geçirilen ilk bienal olma özelliği taşıyan etkinlik, bu yıl "süreklilik ve değişim" temasına odaklanıyor. Arap Yarımadası'ndaki göçebe toplulukların kuruluş ve yolculuk kültüründen beslenen tema, sürekli değişimi, hareketi ve kültürel akışı merkeze alıyor. Bienalde temayla şekillenmiş enstalasyonlar, ses tabanlı işler, performanslar, video, fotoğraf çalışmaları ve mimari, mekânsal deneyimler üzerine çeşitli eserler sergileniyor. Bienalde Suudi Arabistanlı içerik üreticisi Mohammed Alhamdan'ın hazırladığı "Folding The Tents" başlıklı develerle birlikte geçiş töreni ve müzikal bir dinletiden oluşan performans katılımcılarla buluştu. Ayrıca sahne adıyla Shabjdeed olarak tanınan Filistinli rapçi Oday Abbas mini bir konser verdi ve son single parçası "Mlkrap"ı dinleyicilerin beğenisine sundu. Ziyaretçilere yeni görsel ve düşünsel deneyimler sunarken sanatçılar aracılığıyla toplumsal ve kültürel sorgulama alanı oluşturmayı hedefleyen Diriyah Sanat Bienali'nin üçüncü edisyonu, 2 Mayıs'a kadar açık olacak. Bienalde, aynı zamanda ziyaretçilere yönelik atölyeler, konuşmalar, performanslar ve etkileşimli programlar da sunuluyor. Detaylı bilgiye ve programlara "biennale.org.sa" adresinden ulaşılabilir.

4. İstanbul Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali başladı 

İstanbul Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali"nin İstanbul'da başladı. Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Tiyatro Salonu'nda gerçekleştirilen festivalde dokuz ülkeden kadın yazarların eserleri sergilenecek. Devlet Tiyatroları tarafından bu yıl dördüncü kez düzenlenen "İstanbul Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali"nin açılışı, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Tiyatro Salonu'nda gerçekleştirildi. Dokuz ülkeden kadın yazarların eserlerinin sergileneceği festival, Bursa Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve Ayşe Kulin'in aynı adlı romanından uyarlanan "Sevdalinka" oyunu ile başladı. Oyun öncesi basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İstanbul Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mehmet Fatih Dokgöz, kadın oyun yazarların, eserlerini üretirken bir duyarlılık sergilediklerine işaret ederek, "Kadın yazarlar felaketleri, kırılmaları ve kayıpları çoğu zaman gündelik hayatın içinden, görünmeyen yerlerden ve sessizliklerden yola çıkarak dile getirir. Kadınların sözü, yalnızca yaşananı anlatmaz, görünmeyeni açığa çıkarır ve hafızayı diri tutar." diye konuştu. "4. İstanbul Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali"nin açılışında izleyiciyle buluşan "Sevdalinka" oyunu, Bosna Savaşı'nın acılarını ve insanlık dramını sahneye taşıyor. Toplam 10 gün sürecek ve kadın yazarların hikayelerinin sahneleneceği İstanbul Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali, tiyatroyu yalnızca "izlenen" değil, "paylaşılan ve hissedilen" bir buluşmaya dönüştürmeyi amaçlıyor. 

İletişim Yayınları’ndan üç yeni kitap: Ormanın karanlığından futbol tarihine 

İletişim Yayınları, dünya edebiyatı, psikoloji ve spor tarihine uzanan üç yeni kitabı okurlarla buluşturdu. İletişim Yayınları, farklı türlerde üç yeni kitabı okurlarla buluşturdu. Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Horacio Quiroga’nın öyküleri, psikiyatrist Alain Sauteraud’nun yas üzerine çalışması ve Hakan Kulaçoğlu’nun Trabzonspor’un ilk şampiyonluğunu ele aldığı kitabı raflardaki yerini aldı. Latin Amerika edebiyatının önde gelen öykücülerinden Horacio Quiroga’nın kaleme aldığı Anakonda ve Diğer Öyküler, Tozan Alkan ve Özge Cengiz çevirisiyle yayımlandı. 108 sayfalık kitap, tropikal ormanı yalnızca bir mekân değil, tehditkâr ve canlı bir özne olarak ele alıyor. İnsan ve hayvan ilişkisini hayatta kalma içgüdüsü üzerinden anlatan öykülerde, doğanın güzelliği ile dehşeti iç içe geçiyor. Quiroga’nın anlatımında orman, hafızası ve bilinci olan bir karaktere dönüşüyor. Psikiyatrist Alain Sauteraud ise Yas Psikolojisi: Sevilen Bir Yakının Ölümüyle Baş Etmek adlı kitabında kayıp deneyimini ele alıyor. Z. Hazal Louze çevirisiyle yayımlanan 240 sayfalık çalışma, yasın evrelerini, duygusal ve davranışsal yansımalarını güncel psikoloji araştırmaları ve klinik vakalar üzerinden inceliyor. Kitap, sevilen birinin kaybı sonrası yaşanan sürecin anlaşılması ve hayatla yeniden bağ kurulabilmesi için öneriler sunuyor. İletişim Yayınlarının spor kitapları dizisinden çıkan O Sene: 1975-76 – Trabzonspor’un İlk Şampiyonluğunun Hikâyesi ise Hakan Kulaçoğlu imzasını taşıyor. 368 sayfalık kitap, Trabzonspor’un Türk futbolunda dönüm noktası kabul edilen ilk şampiyonluk sezonunu yalnızca sportif başarı üzerinden değil, 1970’lerin Türkiye’sinin siyasal ve toplumsal atmosferiyle birlikte ele alıyor. Eser, futbolun ötesine geçerek dönemin kültürel ve sosyal panoramasını da okura sunuyor.

İşsizliğin “faydaları”: “Faydalı İşsizlik Hakkı” çıktı 

Ivan Illich’in yazdığı Faydalı İşsizlik Hakkı, en verimli zamanını başkalarının menfaatini sağlamakta mecbur bırakılan bireyi, “işsizlik” hakkının getireceği faydalarla daha özgür, daha üretken ve daha “kendi” olmaya davet ediyor. Ivan Illich, üniversitede Roma’da bulunan Gregorian Üniversitesi’nde teoloji ve felsefe eğitimi almış, sonrasında Salzburg Üniversitesi’nde tarih alanında doktora yapmış. 1951 yılında Amerika’ya giden ve New York’ta bir İrlanda-Porto Riko kilisesinde pastör yardımcılığı yapan, ardından da 1956’yla 1960 yılları arasında Porto Riko Katolik Üniversitesi’nde rektörlük görevini üstlenen Illich, 20. yüzyılın en “ters” düşünürlerinden biri olarak gösterilir. “Ters”tir, çünkü, başta tıp, eğitim, ulaşım, enerji ve çalışma gibi kapitalizmin doğumundan hemen sonra onun “kutsal” araçlarından biri hâline gelen modern yaşamın tüm alanlarını topa tutar. Özellikle 1973 yılında yazdığı, “Şenlikli Toplum” kitabıyla insan özerkliğini tekrar sorguya çeken Ivan Illich, Ketebe Yayınları’nın Sosyoloji dizisinden Ali Karatay çeviriyle yayımlanan “Faydalı İşsizlik Hakkında” eserinde, bu özerkliği, “kurumsal” bir dünyanın “yönetiminde” bir kuklaya dönüşen aynı insanın, üretim araçları içindeki yerini, işlevini, yapısal bir elekten geçirerek masaya yatırıyor. Ivan Illich’in eleştirel düşünce tarzını en sert biçimde ifade ettiği denemelerden oluşan “Faydalı İşsizlik Hakkı”, sadece işsizliği savunmakla kalmıyor; aynı zamanda genel olarak “iş” kavramının ahlakını, politik, ekonomik ve kültürel kökenlerini sorguluyor. Ana hatlarıyla işin özgürlüğe denk düştüğü (Arbeit macht frei!) tezinden yola çıkan Illich, kitabında, asıl meselenin işsizlik değil, emeğin bir ücret karşısında satılmasının bireyin toplum içindeki tek geçer akçe olduğuna vurgu yapıyor.

Yorum Yaz