Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Yazar Taha Kılınç’ın Doğu Türkistan izlenimlerinin yer aldığı; Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi isimli kitap çıktı. Çıkar çıkmaz adından sıkça söz ettiren eserin Doğu Türkistan’daki zulmü daha iyi anlamamıza yardımcı olmasını umuyoruz.
Yıllardır kapanmayan yaralardan biri olan Doğu Türkistan Türklerine yapılan zulüm ve işkence, güncelde de artık karşılık buluyor. Çağın iletişim trafiğinin giderek yoğunlaşmasının bir sonucu olarak Doğu Türkistan üzerine yapılan araştırmalar da artık görünür hale geliyor. Bunların son zamanda en ses getireni Taha Kılınç’ın yazdığı Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi isimli kitap oldu.
Bir İspanyol Köylüsüne Ağıt ile Sender ilk kez Türkçede
Ramon J. Sender’in Bir İspanyol Köylüsüne Ağıt adlı romanı Livera Yayınları tarafından Ayşe Nihal Akbulut çevirisiyle yayımlandı. Aragon’un küçük bir köyünde yaşanan iç savaşın dramatik bir kesitidir. Mosén Millán, oğlu gibi sevdiği genç bir adamın ruhu için bir ayin düzenlemeye hazırlanmaktadır. Rahip, ayine katılacakları beklerken olup bitenleri zihninde yeniden kurgular: genç adamı kurtarabileceğini düşünmesine neden olan, ancak onu cellatlarına teslim etmekten başka bir işe yaramayan arabuluculuğunun başarısızlığıyla yüzleşir. Savaş sonrası İspanyol edebiyatının ustalarından Ramón J. Sender’ın semboller üzerinden ilerleyen bu son derece sade ve basit anlatısı tam da bu sebeple derin ve etkileyici. Sıkı gerçekçiliği, sembollerinin evrenselliği ve rahibin çağrışımlarıyla birlikte ortaya çıkan vicdan mekanizmalarına dair keskin kavrayışıyla dikkat çeken, başrolünde Antonio Banderas’ın olduğu 1985 yapımı bir filme de konu olan Bir İspanyol Köylüsüne Ağıt ile Sender ilk kez Türkçede.
Louis-Ferdinand Céline’in kült eserlerinden Savaş raflarda
Louis-Ferdinand Céline’in Savaş adlı romanı Can Yayınları tarafından Ayberk Erkay çevirisiyle yayımlandı. İnsan on dakika sonra öleceğini bilse bile çocukluğundaki masumiyeti aramaktan vazgeçemiyor. Babamın mektuplarında göçüp gitmiş çocukluğum vardı. Tek bir anını bile özlemiyordum. Flandra’da yanmakta olan bir meyve bahçesi… Fransız askeri Ferdinand sarsılmış, ağır yaralı; çamur ve cesetlerle yıkımın ortasında, bilincini yitirdiği andan bu yana başına gelenleri anlamlandırmaya ve hayatta kalmaya çalışıyor. Nihayet bir askerî hastaneye götürülüp de ölümün kıyısından döndükten sonra, savaşın yarattığı ahlaki çöküntüyü, anlamsız ve hoyrat yıkıcılığı tüm çıplaklığıyla görüyor. Céline, üçlemesinin ilk kitabı olan Taksitle Ölüm’ün ardından gelen Savaş ve Londra’nın elyazmalarının, nefret duyulan bir işbirlikçi olarak Paris’ten kaçtığı sırada direnişçiler tarafından dairesinden çalındığını iddia etmişti. Çok az kişi ona inanmıştı, ta ki elyazmaları 2020’de gizemli bir şekilde ortaya çıkana dek.
Süleyman Nazif’in İki Dost adlı kitabı yayımlandı
Süleyman Nazif’in İki Dost adlı kitabı Telemak Yayınları tarafından yayımlandı. Süleyman Nazif’in 1925’te eski harflerle yayımladığı İki Dost siyasi kültürümüzde eşine az rastlanır türden bir samimiyet, muhabbet ve tenkit buketi. Nazif bir yandan iki dostun -Namık Kemal ve Ziya Paşa- devlet içi mücadelelerdeki tavırlarını, hatalarını, zafer ve mağlubiyetlerini büyük bir titizlikle, evraklar eşliğinde irdeliyor. Bu hayat-ı resmiyelere, edebi-estetik tartışmalar eşlik ediyor, Osmanlı modernliğinin açmazları ve zenginliği iki dostun imzalarında tekrar ediyor. Tanzimat’tan Islahat’a ve sonunda İstibdad’a giden bu patikanın yarattığı iki tarihi şahsiyeti Nazif büyük bir ihtimamla yeni Cumhuriyet nesillerine takdim etmek istemiş. Cumhuriyet’in 100. yılında, özgün hali ve günümüz Türkçesiyle, pek çok açıklayıcı not eşliğinde sunduğumuz İki Dost’un, modern ulusçuluğun “kardeşlik” idealinin ötesinde başka bir ihtimalin, dostluğun siyasetinin imkanlarının bir ispatı olduğu kanaatindeyiz. “Ziya Paşa da Namık Kemal Bey de idrak ve irfanımızın en büyük evliyâ-yı nimet[in]dendirler. Bunların başladığı cidâl-i istiklâl, nihayet hür bir Türkiye Cumhuriyeti şeklinde istikrâr etti. O iki rûh-ı mecrûhu tatmine bu netice bâliğan-mâ-belağ kâfidir. Ziya Paşa da Namık Kemal Bey de idrak ve irfanımıza en büyük katkıyı yapanlardandırlar. Bunların başladığı istiklâl kavgası, nihayet hür bir Türkiye Cumhuriyeti şeklinde karara erdi. Bu netice o iki yaralı ruhu tatmine fazlasıyla kâfidir.” Süleyman Nazif
Korkut Ata’da ödüller sahiplerini buldu
“Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali”nin beşincisi, Kazakistan Aktau’da gerçekleştirildi. Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Daimi Konseyi’nde alınan kararla her yıl “Türk dünyası kültür başkenti” seçilen şehirde düzenlenen festival, ödül töreninin ardından sona erdi. Törene, Türkiye’den Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven ile sinema sektöründen birçok isim katıldı. Festivalde 200’e yakın yapımcı, yönetmen, senarist, oyuncu ve sektör temsilcisi bir araya geldi. Festivalde, TÜRKSOY üyesi ülkelerin sinema yöneticilerinin katılımıyla “Türk Dünyası Sinema Zirvesi” de gerçekleştirildi. TÜRKSOY Özel Ödülleri’nin de verildiği etkinlikte, “En İyi Uzun Metraj Film” ödülü Kırgızistan’dan “Kara Kızıl Sarı” filmine takdim edildi. “En İyi Erkek Oyuncu” Parviz Mammadrzayev, “En İyi Kadın Oyuncu” ise Yulduz Rajabova ile Türkiye’den Mine Doğan seçildi. “En İyi Senaryo” ödülü “Mümkın” filmiyle Taleh Yuzbeyov’un oldu. “En İyi Yönetmen” ödülüne “Joqtau” filmiyle Aruan Anartai değer görüldü. Uzun metrajda özel mansiyon ödülü Kırgızistan’dan “Kachkyn” filmine, jüri özel ödülü ise Türkmenistan’dan “Kitap” adlı filme sunuldu. Belgesel kategorisinde, birincilik Kazakistan’dan “Akesıne, menın ata-atamnyn akesıne, onyn atasy üşın pranikter”, ikincilik Azerbaycan’dan “Nargın: Sonuna Kadar Gizemli”, üçüncülük ödülü ise Macaristan’dan “Bartok’un İzinde” adlı yapımın oldu. Türkiye’den “Koca Dünya” ile Kırgızistan’dan “Boz Ui” belgeseli jüri özel ödülünün sahibi oldu. “TÜRKSOY Özel Ödülü” Türkiye’den “Göktürklerin Dirilişi” belgeseline, “Türk Dünyası Kültür ve Sanat Hayatına Katkı Ödülü” ise Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile Kazak oyuncu Samal Yeslyamova’ya verildi.
“Tarihte bir ilk”: Karahantepe'de 12 bin yıl öncesine ait yüz bulundu
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Taş Tepeler Projesi kapsamında yürütülen kazı çalışmalarında, Neolitik Çağ insanının kendini doğrudan betimlediği, insan yüzü betimli bir T biçimli dikilitaşın ilk kez gün yüzüne çıkarıldığını duyurdu. Bakan Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Karahantepe'de bulunan bu dikilitaşın, 12 bin yıl öncesinden bugüne uzanan bir bakışı taşıdığını belirtti. Ersoy, keşfin Neolitik Çağ insanının kendisini T biçimli sütuna işlediği ilk örnek olarak insanlık tarihine ışık tuttuğunu bildirdi. Daha önceki buluntularda (Göbeklitepe ve çevresindeki dikilitaşlar) üzerlerindeki kol ve el kabartmalarıyla insanın sembolize edildiği düşünülüyordu. Karahantepe'de ortaya çıkarılan bu yeni buluntu ise, ilk kez bir T biçimli dikilitaş üzerinde insan yüzünün işlenmiş olmasıyla Neolitik Dönem araştırmalarında yeni bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor.
Filistinli çocuklar için çizdiler
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına tepki göstermek ve farkındalık oluşturmak amacıyla İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Derneği tarafından düzenlenen “Filistinli Çocuklar İçin Çiz” etkinliği yapıldı. Kars ve Ağrı’da gerçekleşen bu etkinlikte çocuklar Filistinli akranları için kurdukları hayalleri ve İsrail’in yasa dışı ele geçirdiği gemileri resmettiler. Ailelerin de yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, 250 metrelik tuvale resimler çizen çocuklar, Filistinli kardeşlerine destek olmak istediklerini söyledi. Çocuklardan Şiyan Barış Aydın, Gazze’de yaşananları üzüntüyle takip ettiğini belirterek, “Filistin’den gelmek isteyenleri ülkemize almalıyız, onları davet etmeliyiz. Savaşa hayır, barışa evet,” dedi.
Taha Kılınç’ın Doğu Türkistan Seyahatnamesi çıktı
“Okuyacağınız metin, beklemediğim bir anda çıktığım zor, gerilimli ve hazin hatıralarla dolu bir seyahatin notları. Uzun yıllardır konuştuğumuz, dert ettiğimiz, andığımız ve anlamaya çalıştığımız Doğu Türkistan’da bizzat yaşadıklarım, şahit olduklarım ve gördüklerimin bana düşündürdükleri, müstakil bir kitap olarak şimdi elinizin altında. Böyle bir kitabı kaleme almaktaki öncelikli hedefim, Müslüman Uygurların karşı karşıya bulunduğu dramı ve gerçekliği, mümkün olduğunca anlaşılır biçimde aktarmak. Doğu Türkistan meselesi, hem sahadan doğru haber almanın zorlukları hem de Çin’in uyguladığı çok boyutlu dezenformasyon sebebiyle, ülkemizde ne yazık ki hak ettiği ilgiyi göremiyor. ‘Gözden ırak olan gönülden de ırak olur’ misali, kendi yakın çevremizdeki krizlerin gerisinde ve gölgesinde kalan bir dava Doğu Türkistan. İkinci hedefim, geleceğe ve bizden sonraki nesillere, bugünlere dair bir kanıt ve kayıt bırakmak. İçinden geçtiğimiz dönemde Doğu Türkistan ne durumda? Dünden bugüne neler yaşandı? Yarın neler olabilir? Dönüşümlerin istikameti nereye doğru? Şimdi devam eden süreçlerin somut neticelerini kendi gözleriyle görecek olan istikbalin Müslümanları, 2025 yılında bölgeyi adımlamış birinin satır aralarından epey ipucu yakalayacaktır diye düşünüyorum. Üçüncü bir hedefim de, Doğu Türkistan havzasının coğrafi, tarihi ve kültürel bakımdan daha iyi anlaşılmasına mütevazı bir katkıda bulunmak. Seyahatname’yi okurken, bölgenin, Türkiye’den bakınca belki hiç göremediğimiz ve fark edemediğimiz bir derinliğinin bulunduğuna şahitlik edeceksiniz. Hatta belki bazı isimler ve mekânlar, sizi daha kapsamlı okumalara sevk eden birer işaret fişeğine dönüşecek.”
Güray Süngü’nün son kitabı Delirmeler Sarayı çıktı
Belki odanın içinde birtakım hareketlerin olduğunu hissettiği için açtı gözlerini. Masanın başındaki arkadaşını gördü̈. Başını eğmiş, gömmüş bir şeylere. Sonra masa lambasından yayılan ışığın arkadaşının gövdesine çarpınca duvarda oluşturduğu gölgeyi gördü̈. Bir korkunç ve çirkin devin eğilip bir çiçeği koklamasına benziyordu gölge. İçeride yaşayanlar ve dışarıda dolaşanlar. Sahneye uyarlamak için bir edebiyat eseri arayan hayat dolu Selim; hayale saklanan ve anlamı kelimeye zorlamak için uğraşan kırılgan Arif; aklının açtığı kapıların ardında kaybolmuş öfkeli ve delişmen İsmail; ve durgun bir su gibi Hakan; bu karakterlerin kesişim noktası, yürüyemeyen, konuşamayan, sadece dinleyen ve bakan bir ihtiyar yazar İhsan Zahir; ve üç farklı zamanda yaşanan hayatların birleştiği yerde kurulan rüyalar sahnesi’nden, delirmeler sarayı’na dönüşen bir konak. Güray Süngü’nün dili, tıpkı zaman algısı gibi ironinin keskin kıvrımlarında eğilip bükülüyor. Delirmeler Sarayı okuruna gerçeğin sınırlarını aşmaya çalışan bir kurmacanın kapılarını aralıyor. Bu kapılar ağır (gerçek) ile hafif (hayal) arasındaki eşiğe açılırken kimi anlarda zaman kavramı bir ömre sığıyor kimi anlarda ise ömür denen o upuzun zaman dilimi tek bir ana sıkışıyor. Tam o esnada bükülen algı; her bir karakterin kendi gerçeğini arama serüvenine eşlik ediyor ve insanın ne kadar kusurlu bir varlık olduğunu ama yaratımın da insanın bu kusuruna iliştirilmiş bir hediye olduğunu gözler önüne seriyor.
Şırnak’ta 325 yıllık mezarlık ziyareti geleneği unutulmadı: 13 bin kişi katıldı
Şırnak’ın Balveren beldesinde yaklaşık 325 yıllık bir gelenek olarak her yıl düzenlenen mezarlık ziyareti ve ardından kurulan sofralar, bu yıl da yaklaşık 13 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Şırnak’ın Balveren beldesinde Cudi Dağı eteklerindeki mezarlığı toplu ziyaret geleneği yaklaşık 325 yıldır yaşatılıyor. Her yıl mezarlığı ziyaret eden vatandaşlar, ardından kurulan sofralarda bir araya geliyor. Türkiye’nin farklı şehirlerinde ve yurt dışında yaşayan Balveren beldesi nüfusuna kayıtlı vatandaşlar, her yıl gerçekleştirilen geleneksel mezarlık ziyaretini bu yıl da gerçekleştirdi. Yıllardır ekim ayının ilk perşembe günü Cudi Dağı eteklerinde bulunan Balveren Mezarlığı’nda yapılan etkinliğe katılanlar, duaların ardından kazanlarda pişirilerek metrelerce uzunluktaki sofralarda ikram edilen yemekleri yedi. Çevre köylerden, Mardin, Diyarbakır, Batman, İstanbul, Mersin ve yurt dışından gelen yaklaşık 13 bin kişi etkinlikte buluştu.
Yorum Yaz