“Yazıyla zıtlıklara odaklanarak bağ kuruyorum”

EDEBİYAT

Mükemmel Kurbanı Yaratmak isimli şiir kitabının sahibi Tuba Kaplan: “Tabiatımızdaki zıtlıklara odaklanmak ve kendimi keşfetmek istedim yazıyla kurduğum varoluşsal bağ ve ipliklerle. Geçen geçen bir mesele etrafında konuşuluyordu dünyaya tefekkür gözüyle bakanları iğnesiz terzillere benzetiyor. Her şey birbiriyle bağlantılı mana iğnesini şimdi tutturabiliyorum. Bu kitaptaki bakışın eksiği mana bakışının henüz sirayet etmemesi sadece” ifadelerini kullandı. 

Tek Vuruşta Ölmek, Kalan Sağlar gibi şiir kitaplarının yazarı Tuba Kaplan’ın üçüncü şiir kitabı; Mükemmel Kurbanı Yaratmak kısa süre önce çıktı. Kitabın kısa sürede ikinci baskıyı yaptığını hatırlatmakta fayda var. 

Gece Hayvanları adıyla açılan bölümde; uzun hayvan anlatıları var. Hayvanların ruh hâli ve bakışıyla özdeş cümleler. Hayvanlar üzerinden bir anlatı formu kurmanın temel gerekçesi neydi?

Hayvan kelimesi, eski Türkçede canlı yaratık ve Arapçada yaşama, canlı olma, "h,y,w” kökünden türeyen, aynı zamanda Hayy, bir Esma malum. “Âşık öldü deyu salâ verirler / Ölen hayvan durur âşıklar ölmez”. Yunus bir Hak âşığı evet peki burada nedir ölüm? Biraz anlayacak gibi oluyorum yaşamı ve ölmeden önce ölmeyi, sanırım o ölen varlıktan öte her halükârda insanın hayvan yanı. Tabiatımızdaki zıtlıklara odaklanmak ve kendimi keşfetmek istedim yazıyla kurduğum varoluşsal bağ ve ipliklerle. Geçen geçen bir mesele etrafında konuşuluyordu dünyaya tefekkür gözüyle bakanları iğnesiz terzilere benzetiyor. Her şey birbiriyle bağlantılı mana iğnesini şimdi tutturabiliyorum. Bu kitaptaki bakışın eksiği mana bakışının henüz sirayet etmemesi sadece. Öte yandan atı dizginlemek için ruhumun hayvan yanına ilk defa bu kadar açıklıkla yaklaştım belki de. 

Keşif kendini bilmekse, bilmeye ilk defa böyle sokuldum uluyarak. İçimdeki hayvanı anlamaya çalıştım. İnsan bilinci kusurlu, insanı bilginin tek kaynağı gören insan şovenizminden ancak Rilke’yi de hatırlayarak çıktım çünkü. Rilke mesela dünyayı “açıklığı” içinde görmede hayvana ayrıcalıklı bir yer verir ve “ruh hayvanları”ndan bahseder. “İnsanın dışındaki bu dünyevi varlıklar, özellikle ‘hayvanlar’, ‘sınırsız olanı’ görebilmektedirler Rilke’ye göre. Ve ‘hayvanlar’, aşkın alanlara, Tanrı’ya, insanlardan daha yakındır.” Rilke’ye hayranlık duyan Schimmel de İslam ve Yaratılış Harikaları’nda kâinatın düzenine hayvanlar aleminden bakarken hayret duygusunu yeniden kurar. Eserlerindeki tasavvufi hayvan okumaları tıpkı Duino Ağıtları’nda ve bizim geleneğimizde çok önceden hayvan anlatılarıyla var bu ontolojik bütünlüğü ve teslimiyeti yansıtıyor.

Dervişlerin vahşi hayvanları uysallaştırdıkları, Hz.Râbia (a.s.)’a vahşi hayvanların saldırmadıklarından bahsedilir. Bedenlerindeki hayvanı durdurduklarından, bedeni dizginlediklerinden, tenin hırıltısını terbiye ettiklerinden olsa gerek. Ferîdüddin Attar'ın meşhur eseri Mantıku't-Tayr'da anlattığı Anka Kuşu, Simurg tasavvufta yükselişi, olgunlaşmayı ve seyrüsüluku sembolleştirirler. Benim ruh hayvanım Simurg olsun isterdim. Ancak bu kitapta Rilke’nin “köpek bakışı” dediği yerdeyim belki de. 

O zamanlar bakıştaki manayı bilsem saldıran, ayartan, ağına düşüren, avlayan- avlanan, tuzak kuran, salya akıtan nefsi görebilseydim eğer şaşırmazdım insandan ve kendimden gelebilecek tuzaklara. İslam tasavvuf geleneğinde nefis yadırganmıyor ata benzetiliyor ve onu tanımak için ata binen süvari benzetmesiyle ortaya çıkarılıyor. Beden acıkır, kokar, eskir süvarinin atı yönetebilmesi ruhun bedene hakimiyeti anlamına geliyor. Şimdi kabullendim insan kusurlu yine de bedeni, yani arzuları kontrol etmek, "ruhun hayvanları"na gem vurmak, ruhun ızdırabını durdurmak isterdim.

“İki Artı Birde İntihar”, ev duygusundan yola çıkıyor. Ev yurt olma aidiyetle eşdeğerdir ya. Sen de ait olmanın ve yurdun formu neler?

Benim ebeveynlerim öğretmen, biz sürekli taşındık nereliyim bilemiyorum bile, her kardeşim başka bir yerde doğduk. Geniş, ağaçlı, bahçeli lojmanlarda büyüdüm. Aidiyet duygusunu tabiattan aldım bu sebeple. Çadırım yanımdaysa, ev duygum hep diri kalıyor. Bir ağaç bana ev oluyor, yurt oluyor. Yetişkin olunca da zihnimdeki ev imgesi dağıldı, ev huzurumu bozdu ve onu yıkma cesareti gösterdim. Yeniden inşa etmeyi de öğrendim ama. Bu şiirin evindeki personayı yaralıydı kurtardık, intihar onu öldürmedi. Şimdi çok daha iyi. Yaşamı yeniden yıkıp başka şekilde kurguluyor. Her dem yeniden doğmak, şükür.

“Kadının Çöpleri” şiirin var. Kadın oluşu nasıl bir birikimle anlıyorsun. Bu sadece duygusal bir oluş mu, yoksa kadın senin gözünde nasıl bir anlama bürünüyor üzerine düşünürken?

“Mikado’nun Çöpleri”diye tiyatro oyunu var Melih Cevdet Anday’ın. İnsan ilişkilerinde derinlerde yatan çatışmalar, oyun içinde oyunlar sahneleniyor. Gerçi ben radyo tiyatrosunda dinlemiş kafamdaki bir kurguyu buraya yama atmış, iğnelemiştim, ama mana iğnesi hala yok. “balık kokusu sinen odalar./denizler dolduruyorum, eve” diyerek kadının varoluşunu sezgileriyle anlıyorum ben. Olacakları anlıyor. Bir balıkçının iklime, hava durumuna, suyun sesine çekilmesi gibi eve çekiliyor evde olacakları seziyor ama balık kokusunu çıkarmıyor evden. Eve denizleri yığacak kadar kurtarmak üzerine kurulu kadınlık. Buna toplumsal cinsiyet diyebiliriz. Hayır ben feminist değilim. Yaşadığım çağı duyuyorum ve çatışma yok bu cümlelerde. Kadınlığımı inkâr etmiyorum, kimseyle de zıtlaşmıyorum elbette. Gerçekten sıkıldım bunlardan ama “kadınlığın dar kalıplarından kurtulmak isteyen” aynı zamanda ruhu bir kadın hakikatini süslüyorum bu kabulde. Tabiatımdaki tezatlıkların farkındayım gemileri yakmak isteyen, asi tarafım eril mesela onu güçlü bir dişilik, dalgınlıkla, susturuyor. Pessoa, “Meryem suskunluğu” demişti, tam olarak bu. Evde bir şeyler dönüyor, ev çatlıyor sular akıyor ama sen balığı kurtarmaya çalışıyorsun. Çünkü, bu dizeyi sonra yazacağım gibi: Tanrı sana bir dalgınlık bahşetmiş Meryem’den. Meryem önce susuyor sonra konuşuyor. Ben de bu sessiz dalgınlığı seviyorum benim eylemlerim konuşur sonradan. O ev şimdi yıkıldı. Kadını nasıl görüyorum: Güçlü, hayatta ve ayakta, iyi bir ev inşa etti bambaşka ve yeniden.

Mükemmel Kurbanı Yaratmak, hem kitabın adı hem de bu adda bir şiirin var. Nasıl bir ilişkinin sonunda kitaba bu adı verdin biraz da şiirin çerçevesinde?

Aslında tüm kurgu burada gizli. Kitaptan sonra kendimce bağ kurduğum hazırladığım tanıtım filmi Transylvania’da da bu var. Bir acı yaşayan kadın var, yaşadığı şey gerçekten acı, bunu kabulleniyor. Kitabımdaki persona buradan, bu acıdan mağduriyet doğurmak istemiyor. Kabullenmek istiyor. Kurban psikolojisine girerse şiiri arabeskleşir ve yaşantısı klişeleşir… 

Diane Zimberoff’un Kurban Tuzağından Kurtulmak diye bir kitabı vardı. Sağlıksız ilişkilerde kurban, kurtarıcı, zorba üçgeninden bahsediyor ve insanların geçmişleri bağlamında bugün kurdukları ilişkilere getirdiği bagajlardan, bu sağlıksız üçgenden beslendiklerinden bahsediyordu. Pekala siz biriyle aşk ilişkisi yaşadığınız zaman kendinizi mağdur durumuna sokup kurban psikolojisine bürünebilir, karşı tarafa kurtarıcı rolünü bırakabilirsiniz. Ya da tersi birini kurtarmayi seçer ve zamanla zorbalaşırsınız. Günümüzde ilişki kurma biçimleri, başkasına kendini dayatma, kendi benliğini öne çıkarma, bağlanma problemleri elbette bana da dokunuyor çünkü ben de insanlarla ilişki kuruyorum. Ama ben psikolog değilim ben şiir yazıyorum. Tüm bu ilişkilerden etkilenen bir persona yarattım ve kurban tuzağının farkındaydı bu persona. Gölge yanlarının, travmalarının, hayvani yönünün ve seçimlerin farkındaydı. Buna rağmen yanıldı, acı çekti ve yanlış iliskiler kurdu. İşte bu acıyla kurban yaratmanın karşında duran acıyı kabul eden ama bu tezgahın farkında bir persona elimizdeki. Bu yüzden kendi kazdığı kuyunun farkında. Aralarında bir mesafe var. Ben bu kitapta o mesafeyi sevdim, mağdur değil. Yaş sürecini yaşıyor, melankolik değil. Acı bitecek ve ayağa kalkacak. Ve kalktı da. Sorumluluğunu Kabul etti.

“Karaconcolos Bir Devrime” şiiri; kendinle bir çıkmaz noktası gibi. Şair nasıl düze çıkar sende hep yatay bir çizgi midir şair?

“bir ihtimale inanmak tarihi yontmak devrimi tükürmek bir ihtilale,” demiştim. Murat Uyurkulak Tol’da devrim bir ihtimaldi ve çok güzeldi diyordu ya. Neyse ki Allah’a sığındım ben şimdi. Düze çıkmak ne demek, düz çizgi kimde bilmiyorum. Benim hayatımın yokuşları dik, fakat inişleri sağlam oldu. Bütün çizgileri sevdim. Kabul etmek ve vazgeçmenin şiiriyse geliyor, gelecek daha. Terziler asıl şimdi geldiler. İğnelerim yakamda, Allah Rabbül Alemin.  

 

Yorum Yaz