Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Bu yazımda Rukiye Saran Aydın’ın 2024’ün Martı’nda Hece Yayınları’ndan çıkan İlk öykü kitabı Beli Bükük ile Mezar Taşı kitabını değerlendireceğim. Aydın, edebiyata aşık bir yazar. Öykülerini çeşitli dergilerden takip ediyordum. Kitap masama geldiğinde öyküleri bir çırpıda okudum ve kitaba dair bir yazı yazmak üzere masama oturdum.
Mitolojik ögeler, masalsı, alegorik semboller...
Kitapları seven, okuyan bir ailede geçmiş çocukluğu. Babasının okuma ve yazma iştiyakı, sobanın başında babaannesinin anlattığı masalları ve hikâyeleri dinleyen bir çocuğun büyüyünce hikâye anlatma isteği içinde olması kaçınılmaz oluyor. Türk ve dünya klasiklerinden; Rus, Latin Amerika ve Fransız edebiyatı okumaları yapan yazarın, Türk ve dünya edebiyatından etkilendiğini görüyoruz. Öykülerinde doğa ile bütünleşen, mitolojik ögeler, masalsı öyküler, nesneleri, hayvanları, bitkileri konuşturduğu alegorik sembollerle anlattığı öyküler, olay ve durum öyküleri, büyülü gerçekçilik, gerçekçi öyküler ve form çeşitliliği görülüyor. Yazar, farklı tarzlar denemiş, böylelikle okuru, tekdüzelik ve monotonluktan uzaklaştırıyor. Bizi öykülerin içine çekmeyi başarıyor. Farklı anlatım tarzlarını benimsemesi, bir anlatımda sabit kalmaması, modern öykü tekniklerini kullanması başarılı. Aydın’ın yaşamında tabiatın çok önemli bir yeri olduğu duygusunu öykülerinden anlıyoruz. Öyküleri okurken tabiata daha bir dikkatle baktım doğrusu, bir ağacın gölgesinde kitap okumayı, yeşile, gökyüzüne bakmayı hatırlattı bana. Tabiatı içselleştiren yazar, masalsı bir anlatımla, doğadayken bir masal diyarındaymışız hissi veriyor. Tabiatı hayretle izleyen bir anlatıcı ile karşı karşıyayız. “Başakların Umudu” öyküsünde; doğanın katledilmesi, yerine beton dağları dikmek konusunda eleştiri yapıyor ve üzüntüsünü dile getiriyor. Yazarın çağa tanık olmasının yanı sıra, sanatçı ruhunun verdiği duyarlılıkla toplumsal konulara eğilmesi, bireysel konularda da netice itibariyle öykülerinin evrensel konulara temas etmesi yönüyle kıymetli buldum.
Öykülerinde ölüm, zaman, ömür gibi evrensel temalar var. Zaman ve ömür temasını “Aslımla Ben” öyküsünde işlemiş. Ölüm teması, “Erken Gelen” öyküsünde, “Yangından Kaçarken” de ise evrensel bir sorun olan göç konusu var. “Eski Sandığa Kapatılanlar” öyküsü insanlığın değerli erdemlerinin sözlüklerde kaldığını anlatıyor. “Görevliler” öyküsünde pandemiyi anlatan yazar, toplumsal konulara da kayıtsız kalmıyor.
“Yakışmanın Büyüsü” öyküsü bunalımlar yaşayan kahramanın aynalara küsmesinin evrensel hikâyesini anlatıyor. Postmodern çağda kozmopolit şehirlerde insanın evrensel yalnızlığını korku ve güvensizliğinden bahsettiği “Güvensizlik Yoldaşım” öyküsünde okuyoruz. İçimize dönmemizi sağlayan çağın açmazlarını anlatan öyküler bunlar.
Yazar öykülerinde öyküdeki kahraman kendisiymiş, olay ve durumlar yazarın başına gelmiş gibi öykülerini içselleştirdiğini, öyküler bitinceye kadar öykünün içinde yaşadığını dile getirmişti bir söyleşisinde, öykülerindeki sürükleyici akış, betimlemeleri, metinlerindeki çeşitlilik, özenli kullandığı dili ile bunu doğruluyor. Beli Bükük ile Mezar Taşı’nda, iç monolog, metinlerarasılık, iç çözümleme, geriye dönüş, telmih gibi tekniklere başvuruyor. “Güvensizlik Yoldaşım” öyküsünde iç monolog, “Yeşil deniz, Erken Gelen, Bir Değişme(me) Masalı” öykülerinde metinlerarasılık, “Yakışmanın Büyüsü” öyküsünde ise geriye dönüş tekniğini kullanıyor. Şiirin işçiliğindeki gibi metaforlar üzerinden öyküsünü kuran yazar “Aslımla Ben” öyküsünde gölge metaforu üzerinden insan ömrünü anlatmayı seçmiş.

Öykülerinde yol imgesi...
Öykülerinde belirgin şekilde yol, yolculuk, yolda olma, yol hâli gibi temalar var. İnsanın doğumdan itibaren başlayan yolculuğundan sonsuzluğa değin uzayıp giden yolculuğa çıkışını, metafizik bağlamında yazarın öykülerinde yolda değişim, gelişim, öğrenme süreci olarak okuyoruz. Kitabın ismini alan “Beli Bükük ile Mezar Taşı” öyküsünde olaylar belirli bir süreçle ilerliyor. “Güvensizlik Yolda” öyküsünde kahramanın metro yolculuğundaki süreci okuyoruz. “Sonsuz Yolculuk” öyküsünde ise açık şekilde yol imgesiyle öykü kurulmuş.
Aydın’ın öyküleri üstat Rasim Özdenören’in metinlerindeki şiirsel dil, imge ve çeşitlilik yönüyle yakın duruyor. İnsanın geçmişten bugüne anlatma ihtiyacı hep vardı. Yazar iyi ve güzeli öyküyle anlatma yolunu seçiyor. Çocukluğundan, olaylardan, hayal dünyası ve tabiattan, günümüz dünyasından yola çıkarak anlatıyor. Gözünün önünde yaşadığı olayları çarpıcı bir şekilde anlatma isteğiyle gündelik hayatın içindeki detayları, yolda gördüğü izlenimlerini anlatıyor. Modern öykü teknikleriyle günümüz öykücülüğünü takip eden yazar; “hız ve teknoloji çağını birer robota benzetiyor, insanlara yavaşlatma araçları lazım, doğada yaşamalı, seyahat etmeli, edebi eserler okumalı, ki insan biraz yavaşlasın, durup tefekkür etsin” mesajını öyküleri aracılığıyla okura iletiyor. Bu bağlamda Aydın’a katılıyorum. Modern çağ insanları hızın ve değerlerini yitirmiş bir hayata tutsak ediyor. Aklıma Kemal Sayar’ın Yavaşla kitabında hatırlattığı yavaşlığın keşfi ve erdemi üzerine söylediği cümleler geldi. “Yavaşlayın bu dünyadan bir kere geçeceksiniz. Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz.”
Edebiyatın iyileştirici gücüne, okumaya ve yazmaya sarılmalı diye düşüyorum. Beli Bükük ile Mezar Taşı’nın yolu açık olsun.
Yorum Yaz