Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
2025 yılı, plastik sanatlar alanında yalnızca üretimlerin değil; bu üretimleri çevreleyen yapısal modellerin, sergileme biçimlerinin ve izleyiciyle kurulan ilişkilerin de yeniden tartışmaya açıldığı bir yıl oldu. Fuarlar, bienaller ve büyük ölçekli sergiler, sanatın piyasa ile kurduğu gerilimli bağın yanı sıra; temsil, aidiyet, kolektif üretim ve gelecek tahayyülleri üzerine düşünmenin zeminini oluşturdu.
Bu almanak, 2025’i yalnızca “Nerede, ne oldu?” sorusuyla değil; nasıl oldu, neyi işaret etti ve hangi kırılmaları görünür kıldı sorularıyla ele alıyor. Bienaller, bu bağlamda, sanatın yalnızca nesne olarak değil; süreç, ilişki ve sorumluluk olarak ele alındığı alanlar olarak öne çıkıyor.
Yeditepe Bienali
Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Yeditepe Bienali, “Gölge Varsa Işık da Var” başlığıyla insanın varoluşu, yaratılış bilinci ve geleneksel el sanatlarının kadim ruhu arasında bir köprü kurmayı amaçladı. Bienalin ana sorusu, görünene odaklanan çağdaş görsel kültür karşısında hakikatin nerede ve nasıl aranabileceğine dair düşünsel bir zemine işaret ediyordu.
Nuruosmaniye Mahzeni, Yedikule Zindanları ve Sirkeci Garı Ambarları gibi tarihsel mekânlara yayılan bienal, her bir mekânın kendi hafızasını sergilerin kavramsal çerçevesine dâhil etti. Bu mekânsal tercih, izleyici deneyimini yalnızca estetik bir karşılaşma olmaktan çıkararak, zamansal ve düşünsel bir keşif sürecine dönüştürdü. Yeditepe Bienali, geleneksel sanat formlarını nostaljik bir tekrar yerine, çağdaş bir düşünme biçiminin parçası olarak ele almasıyla 2025 bienal takviminde kendine özgü bir yer açtı.
18. İstanbul Bienali
“Kendini koruma” ve “gelecek olasılıkları” ekseninde şekillenen 18. İstanbul Bienali’nin ilk ayağı, 20 Eylül–23 Kasım tarihleri arasında izleyiciyle buluştu. Beyoğlu–Karaköy hattında, yürüyerek birbirine bağlanan sekiz mekânda düzenlenen sergide, otuzdan fazla ülkeden kırk yedi sanatçının eserleri yer aldı.
Yaklaşık 600 bin ziyaretçiyi ağırlayan bienal, plastik sanatlara ayrılan geniş alanıyla dikkat çekerken; canlı performanslar, film gösterimleri ve kamusal programlarla sergi deneyimini çok katmanlı bir yapıya dönüştürdü. Mekânların çoğunun tarihsel yapılar olması, izleyicide yalnızca estetik değil, kültürel mirası keşfe dayalı bir deneyim yarattı.
Üç yıla yayılması planlanan bienalin küratörü Christine Tohme’nin görevinden ayrılmasıyla bu yapı 2025 etabında son buldu. Bu durum, bienalin içeriğinden bağımsız olarak, büyük ölçekli sanat organizasyonlarının sürekliliği ve kurumsal kırılganlığı üzerine de düşünmeyi zorunlu kıldı.
Venedik Mimarlik Bienali 2025
Intelligens. Natural. Artificial. Collective.-
Carlo Ratti küratörlüğünde düzenlenen 19. Uluslararası Mimarlık Sergisi, 10 Mayıs–23 Kasım 2025 tarihleri arasında Giardini, Arsenale ve Forte Marghera’da gerçekleşti. “Intelli-gens. Natural. Artificial. Collective.” başlığını taşıyan sergi, zekâ kavramını yalnızca yapay zekâ ve dijital teknolojilerle sınırlamadan; “Doğal. Yapay. Kolektif” yani farklı zekâ türlerini; insan aklı+yapay zeka+kolektif akıl birleştirerek daha güçlü bir düşünme biçimini oluşturmayı ve bu yolla planlanmış çevreyi yeniden düşünmeye davet etti.
Son hecesi Latince “insanlar” anlamına gelen gens kelimesine gönderme yapan başlık, mimarlıkla birlikte plastik sanatların kavramsal ifade gücünü de sürecin merkezine yerleştirdi. 750’den fazla katılımcıdan 300’ü aşkın eserin yer aldığı bienal; mimarları, sanatçıları, filozofları, iklim bilimcileri, zanaatkârları ve kodlayıcıları bir araya getiren dinamik bir laboratuvar işlevi gördü. Sergi, disiplinlerarası yaklaşımıyla mimarlığın ötesine taşan bir düşünme alanı sundu.
16. Sharjah Bienali : Taşımak
Sharjah Bienali’nin 16. edisyonu “taşımak” başlığı altında BAE’nin beş farklı kentinde gerçekleştirildi. Sharjah Sanat Vakfı tarafından düzenlenen bienal, 190’dan fazla sanatçının eserini çağdaş galerilerde, tarihsel yapılarda ve özgün mekânlarda izleyiciyle buluşturdu.
“Taşımak” kavramı, bienalde bir görev, sorumluluk ve etik duruş olarak ele alındı. Temsil etme, ait olma ve ses verme meselesi; sömürgecilik, kitle turizmi ve küresel dolaşımın yarattığı kırılmalarla birlikte düşünüldü. Ücretsiz ve halka açık olan bienal, sanatın yalnızca görünürlük değil, toplumsal sorumluluk taşıdığı fikrini öne çıkardı. Sergilenen her iş, uzun soluklu araştırmalara ve derinlikli anlatılara dayanan entelektüel bir iradenin göstergesi olarak konumlandı.
Kochi Muziris Bienali: Süreç olarak sergi
Hindistan’ın ilk ve en büyük uluslararası çağdaş sanat sergisi olan Kochi–Muziris Bienali, 2010 yılında sanatçılar tarafından kurulan Kochi Bienali Vakfı tarafından hayata geçirildi. Sahaya duyarlı ve sanatçı liderliğindeki bu girişim, bienali tekil bir sergi etkinliği olmaktan çıkararak Kochi’nin tarihine ve gündelik yaşamına köklenen bir sivil proje olarak ele alıyor.
12 Aralık 2025’te açılan ve 31 Mart 2026’ya kadar sürecek olan 6. edisyon, süreci bir metodoloji olarak benimseyerek bienali canlı bir ekosistem olarak kurguluyor. Sergi, merkezi ve tamamlanmış bir gösteri fikrinden uzaklaşarak; dostluk, dayanışma ve kolektif üretim ilişkilerini temel alan bir yapı öneriyor. Tarihsel bir liman kenti olan Kochi’de başlayan bu yaklaşım, küresel sanat dünyasının baskın bienal modellerine karşı gelişen, duyarlı ve yaşayan bir alternatif sunuyor.
Fuarlar Üzerinden Bir Senenin Okuması
Contemporary İstanbul
Türkiye’nin en prestijli uluslararası çağdaş sanat fuarlarından biri olan Contemporary Istanbul (CI), 2025’te 20. edisyonunu kutladı. “Dağılan Koordinatlar: İstanbul ve Değişen Sanat Peyzajı” başlığı altında şekillenen bu edisyon, yalnızca bir sergi ve satış alanı değil; İstanbul’un kültürel, ekonomik ve politik dönüşümleriyle birlikte sanatın konumunu sorgulayan bir çerçeve sundu.
Son yıllarda artan ekonomik belirsizlikler ve kültürel gerilimler içinde düzenlenen fuar, bir yandan bu kırılgan zemine rağmen var olma direncini temsil ederken, diğer yandan sanatın piyasa ile kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet etti. Sanatın estetik özerkliği ile ticari dolaşımı arasındaki gerilim, CI 2025’in en belirgin tartışma başlıklarından biri oldu. Katılımcılar ve izleyiciler, sanat eserinin anlamının hangi noktada piyasa tarafından yeniden yazıldığını, hangi noktada direndiğini tartışma imkânı buldu.
İstanbul Art Fair
İstanbul Art Fair (IAAF), her yıl sanatçıları, galerileri ve izleyicileri bir araya getirerek İstanbul’un yaratıcı enerjisini uluslararası sanat sahnesine taşıyan önemli bir platform olmayı sürdürüyor. Resimden heykele, fotoğraftan dijital sanata uzanan geniş yelpazesiyle fuar, şehrin kültürel hafızasında giderek daha görünür bir yer ediniyor.
4–7 Aralık 2025 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen IAAF, bu yıl mekân tasarımından sanatçı seçkilerine, konuşma serilerinden kamusal programa kadar her adımda sanatın toplumla temasını güçlendirmeyi hedefledi.
7–11 Mayıs 2025 tarihleri arasında İzmir’de ikinci kez düzenlenen edisyon ise Türkiye’nin dört bir yanından galerileri, koleksiyonerleri ve sanat izleyicilerini bir araya getirdi. Fuar, yalnızca çağdaş üretimlere değil; İbrahim Balaban, Fahrünnisa Zeyd ve Fikret Mualla gibi sanat tarihimizin önemli figürlerine de alan açarak kuşaklar arası bir diyalog kurdu.
ArtContact İstanbul
ArtContact İstanbul 5. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde Türkiye’den ve dünyadan galerileri ve sanatçıları ağırladı. 42 ülkeden bini aşkın sanatçının katılımıyla gerçekleşen fuar, çağdaş sanatın farklı disiplinlerini aynı çatı altında buluşturdu. ArtContact, özellikle yüksek katılımlı yapısıyla Türkiye’de sanat fuarlarının giderek genişleyen ölçeğini ve uluslararası görünürlüğünü gösteren örneklerden biri olarak öne çıktı.
Art Basel
Art Basel, galerileri, koleksiyonerleri ve sanatçıları küresel ölçekte birbirine bağlayan en güçlü sanat platformlarından biri olarak kabul edilir. Basel, Miami Beach, Paris ve Hong Kong’daki edisyonlarıyla sanat piyasasının yönünü belirleyen fuar, 2026 itibarıyla vitrini Doha’ya taşıyarak Orta Doğu’daki varlığını da kurumsallaştırmaya hazırlanıyor.
Katar ayağına ilişkin olarak fuar yetkilileri, Art Basel’in “kültürel değişim ve pazar büyümesi için bir katalizör olma” misyonunu vurguluyor. İlk edisyon için belirlenen galeri kadrosunun, yeni sesleri ve yeni coğrafyaları merkeze alan bir yapı sunduğu ifade ediliyor. Küratöryel yönetimi üstlenen Mısırlı sanatçı Wael Shawky, fuarı geleneksel stand modelinin ötesine taşıyarak “açık formatlı sergi” anlayışıyla kurguluyor.
“Olmak” teması etrafında şekillenen bu yaklaşım, galerileri değişimin; insanın yaşama, inanma ve anlam yaratma biçimlerini nasıl dönüştürdüğü üzerine düşünmeye davet ediyor. Shawky’ye göre Körfez bölgesi, sözlü geleneklerin dijital ağlara aktığı, eski ticaret yollarının yeni kültürel dolaşım kanallarına dönüştüğü bu hikâyenin merkezinde yer alıyor. Sanat burada yalnızca tarihin tanığı değil; kimliğin nasıl hayal edildiğini ve yeniden kurgulandığını şekillendiren aktif bir güç olarak konumlanıyor. Sanat dünyasına hızla giriş yapan Orta Doğu ülkelerinin Art Basel ile yaptığı bu yeni anlaşmanın sonuçlarını merakla bekliyoruz
ART BASEL -BASEL-
Art Basel Basel’de, Katharina Grosse’un Messeplatz’da gerçekleştirdiği, kariyerinin en büyük kentsel enstalasyonu öne çıktı. Sanatçı, endüstriyel püskürtme tabancaları ve parlak renkli boyalarla kentsel yüzeyleri ve mevcut mimari unsurları dönüştürerek resim pratiğini kamusal alana genişletti. “CHOIR” başlıklı bu geçici müdahale, gündelik geçiş ve sosyalliğin tanıdık alanını bozarak izleyiciye beklenmedik bir gerçeklik sundu.
ART BASEL -PARİS-
21–26 Ekim 2025 tarihleri arasında Art Basel Paris, Petit Palais ile Grand Palais’yi ayıran Winston Churchill Caddesi’ni açık hava müzesine dönüştürdü. 24–26 Ekim’de Grand Palais’de gerçekleşen fuar, sanatın yalnızca kapalı mekânlara sıkışmadığı, kentin dokusuna yayılan bir deneyim sundu.
Institut de France’ın ön avlusu, Hôtel de la Marine, Musée Eugène Delacroix ve Palais-Royal gibi Paris’in ikonik mekânları sergi ve enstalasyonlara ev sahipliği yaptı. Place Vendôme’da ise Amerikalı sanatçı Alex Da Corte’un anıtsal yerleştirmesi dikkat çekti. Halk programı kapsamında gökyüzüne yükselen, sönmüş ve sarkık haldeki Kermit Kurbağa figürü; eğlence, nostalji ve rahatsızlık arasındaki ince çizgide dolaşan bir görsel metafora dönüştü.
ART BASEL -HONG KONG-
Art Basel Hong Kong, yeni nesil koleksiyonerlerin daha deneysel, geçici ve alışılmadık üretimlere olan ilgisini görünür kıldı. Özellikle Keşifler (Discoveries) bölümü, gelişmekte olan galeriler ve sanatçılar için önemli bir alan sundu.
Seul merkezli P21 galerisiyle Shin Min’in kazandığı ilk MGM Keşifler Sanat Ödülü, fuarın dikkat çeken anlarından biriydi. “Ew! Yemekte saç var!” (2025) adlı yerleştirme, güçlü sembolizmi ve gündelik hayatın görünmez emekçilerine dair eleştirel yaklaşımıyla öne çıktı. Sanatçı, işinin eğlenceli ve ilişkilendirilebilir olmasını; perde arkasında çalışan izleyiciler için de bir karşılık üretmesini umduğunu dile getirdi.
ART BASEL -MIAMI BEACH-
Art Basel Miami Beach 2025, piyasa enerjisi ile küratöryel vizyonu bir araya getiren yapısıyla tanımlandı. Fuar direktörü Bridget Finn’in deyişiyle, burası “sanatsal hayal gücü ile ekonomik enerjinin geleceği tanımlamak üzere birleştiği” bir platformdu.
Yasmil Raymond’un küratörlüğündeki Meridyenler bölümü, büyük ölçekli ve sürükleyici eserlerle zaman kavramını ele alırken; dijital üretimleri öne çıkaran Zero10 platformu, yeni medya sanatçılarını koleksiyonerlerle buluşturdu. Art Basel Miami Beach, 283 galeriyi bir araya getirerek hem bir pazar yeri hem de düşünsel bir buluşma alanı olma iddiasını pekiştirdi.
Frieze London
Frieze London, Regent’s Park’ı sanat eserleri, performanslar ve açık hava heykelleriyle bir tür yaratıcı tiyatroya dönüştürdü. Gagosian ve David Zwirner gibi büyük galerilerle genç Londra galerilerini bir araya getiren fuar, yükselen yeteneklerle yerleşik isimler arasında canlı bir diyalog kurdu.
“Sanatçıdan Sanatçıya”, “Günümüzdeki Yankılar” ve “Focus” gibi bölümler; miras, hafıza, diaspora ve güncel üretim biçimlerini odağa alarak Frieze London’ı yalnızca bir fuar değil, yaşayan bir sanat sahnesi haline getirdi.
SERGİLER ve MÜZE ETKİNLİKLERİ ÜZERİNDEN BİR SENENİN OKUMASI
Gazze Benali – Depo İstanbul’da açılan Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu: Elimde Bulut Ramallah’taki Forbidden Museum of Jabal Al Risan iş birliğiyle hazırlandı. Sergi, Gazze’deki sanatçıların eserlerini fiziksel olarak gönderemedikleri koşullarda, ortak üretim, hayalet yazarlık ve tele-söyleşiler aracılığıyla dayanışmacı bir sanat pratiği geliştirdi.
Dayanışma temelli girişimler ile çevre aktivistlerinin sanat eserlerine yönelik protesto ve müdahaleleri, 2025’te sanatın yalnızca estetik bir üretim alanı değil; aynı zamanda politik, etik ve toplumsal bir mücadele zemini olduğunu açık biçimde ortaya koydu. Sanat Özgürlüğünü İzleme Platformu’nun yıl boyunca yayımladığı raporlar, ifade özgürlüğü, sansür ve kurumsal baskılar ekseninde şekillenen bu alandaki gerilimleri görünür kılarak, sanatın kamusal alandaki kırılgan ama dirençli konumuna işaret etti.
Altın Palmiye ödüllü yönetmen ve fotoğrafçı Nuri Bilge Ceylan’ın 22 Ocak’ta Dirimart Dolapdere’de açılan Yolda sergisi, Cezayir’den Çin’e, Hindistan’dan Mısır’a, Rusya’dan Türkmenistan ve Türkiye’ye uzanan geniş bir coğrafyadan portreleri bir araya getirdi. Sergi, insan yüzü üzerinden evrensel duygulara odaklanan fotoğraflarıyla, sinema pratiğiyle paralel ilerleyen bir bakışın fotoğraf alanındaki karşılığını sundu.
Meşher’de 23 Ocak’ta açılan Hikâye İstanbul’da Geçiyor, Ömer Koç Koleksiyonu’ndan seçilen yaklaşık 300 kitabı merkezine alarak yılın dikkat çeken sergilerinden biri oldu. El yazmaları, nadir ilk baskılar, imzalı kitaplar, gravürler, film afişleri ve nota kitapçıklarıyla zenginleşen sergi, İstanbul’un edebiyat, sanat ve kültür tarihindeki çok katmanlı temsilini görünür kıldı.
İstanbul’da Casa Botter, Solo Botter: Burhan Uygur sergisiyle sanatçının anlatı kurma biçimindeki çoğulluğu ve resimsel dönüşümünü odağına aldı.
Artİstanbul Feshane’de, Tate iş birliğiyle ve Valentina Ravaglia küratörlüğünde açılan Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde ise 21 ülkeden 57 sanatçının 95 eserini bir araya getirerek optik ve kinetik sanatın tarihsel gelişimine kapsamlı bir bakış sundu.
Arter’de Selen Ansen küratörlüğünde 27 Şubat’ta açılan Franz Erhard Walther: Heykel Olma Teşebbüsü, sanatçının 1960’lardan günümüze kumaş, kâğıt ve boya ile ürettiği yapıtları izleyiciyi bedensel eylem yoluyla deneyime davet eden bir sergileme anlayışıyla sundu. Sergi, heykelin nesne olmaktan çok bir eylem ve ilişki biçimi olarak ele alınabileceğini hatırlattı.
İstanbul Modern, Ömer Uluç: Ufuk Çizgisinden Öteye sergisiyle sanatçının güncel üretimlerini izleyiciyle buluştururken; uzun yıllar kapalı kalan ve kent belleğinde özel bir yere sahip olan Markiz Pastanesi, PİLEVNELİ iş birliğiyle : mentalKLINIK’in Dehşetli Güzel adlı performansına ev sahipliği yaparak mekânın tarihine çağdaş bir katman ekledi.
Ressam İlhami Atalay Tak Takıştır Yap Yakıştır sergisi Dolmabahçe Sarayı Sergi Salonun da açıldı. Sanatçının Anadolu kadının kullandığı başlıklardan ilham alarak oluşturduğu toplam 58 eser yer aldı. Tarihsel ve kültürel birikimi harmanlamasıyla dikkatleri çeken sanatçı günümüzde yapay zeka ile oluşturulan eserlere gönderme yaparak , eserlerinin yapay zekanın ortaya koyamancağı ürünler olduğunu belirtti.
Atatürk Kültür Merkezi: İstanbul Ressamı olarak bilinen Cemal Toy Kalp Hizasında sergisi ile kırk yıla yaklaşan sanat hayatı boyunca ürettiği karma sergisini açtı. Sergide daha önce görülmemiş, akademi yıllarında ürettiği soyut sanata geçiş niteliğindeki eserlerinin yanı sıra farklı dönemlerde ortaya çıkan eserleri de yer alıyordu.
Odakule’deki Surp Yerrortutyun Ermeni Katolik Kilisesi, Erdoğan Zümrütoğlu’nun Meçhul Öğrenci Anıtı İçin Modüller başlıklı politik içerikli işlerine kapılarını açtı.
212 Photography Istanbul, 2025’in en kapsamlı ve çok yönlü etkinliklerinden biri olarak öne çıktı. Dünya prömiyerini yapan Steve McCurry: The Haunted Eyes sergisi geniş ilgi görürken, festival yalnızca fotoğrafla sınırlı kalmadı; farklı disiplinlerden üretimleri sergiler, söyleşiler, atölyeler ve performanslarla bir araya getirdi. İstanbul’un farklı noktalarına yayılan yapısıyla festival, şehirle kurduğu diyalog sayesinde dinamik ve kapsayıcı bir sanat atmosferi yarattı.
Artweeks Istanbul, son üç edisyonunda 130 bini aşkın fiziksel ziyaretçiyi ağırladı. 2024–2025 döneminde UBS iş birliği ve Bilgili Holding ev sahipliğinde düzenlenen IX, X ve XI. edisyonlarda 138 sanatçı ve galerinin 657 eseri izleyiciyle buluştu. Yaklaşık 1 milyon ziyaretçiye ücretsiz erişim sunan proje, sanatın erişilebilirliği konusundaki iddiasını sürdürürken; 200’den fazla galeri ve 1.100’e yakın sanatçı ve tasarımcıyı bir araya getiren girişimleriyle üretim ekosistemine önemli katkılar sağladı.
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin süreli sergisi Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler, İstanbul’un ardından Ankara’da da sanatseverlerle buluştu. Prof. Dr. Gül İrepoğlu küratörlüğünde hazırlanan sergide, 90 sanatçıya ait 200’ü aşkın eser yer aldı. İş Sanat, aynı yıl Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndan seçilen yapıtlarla hazırladığı Anadolu Sergilerini Denizli, Afyonkarahisar, Çanakkale, Muğla, Hatay, Mardin, Balıkesir ve Bursa’da izleyiciyle buluşturarak sanatın merkez dışına taşınmasına katkı sundu.
Louvre Müzesi: Louvre Couture: Art and Fashion – Statement Pieces
Louvre Müzesi’nin ilk moda sergisi olan Louvre Couture: Art and Fashion – Statement Pieces, 24 Ocak–21 Temmuz tarihleri arasında ziyarete açıldı. Olivier Gabet küratörlüğündeki sergi, Bizans döneminden İkinci Fransız İmparatorluğu’na uzanan koleksiyon parçalarının, çağdaş moda tasarımcıları üzerindeki ilham verici etkisini görünür kıldı. Yaklaşık 65 tasarım ve 30 aksesuarın yer aldığı sergideki tüm parçalar, Paris’ten dünyanın farklı şehirlerine uzanan ikonik moda evlerinden özel olarak ödünç alındı. Sergi, plastik sanatlar ile moda arasındaki tarihsel ve kavramsal bağları yeniden düşünmeye davet etti.
Prado Müzesi
2025 yılında Prado Müzesi, tarihinin en yüksek ziyaretçi sayısına ulaşarak 3.457.057 kişiyi ağırladı. Bu rekor, dijital gösterilerden ya da spektaküler müdahalelerden değil; bilinçli kısıtlamalar ve derinlikli bir müze politikasıyla elde edildi.
Ziyaretlerin yaklaşık yarısının ücretsiz olması, müzenin kamusal misyonunu güçlendirirken; bilet gelirleri araştırma, restorasyon ve akademik programları destekledi. Prado’nun katı fotoğraf çekmeme politikası ise dikkat çekiciydi: Bu tercih, korumadan ziyade davranışa odaklanıyor; ziyaretçiyi içerik üreticisinden dikkatli gözlemciye dönüştürüyor.
Prado’da sergilenen Juan Muñoz’un heykelleri, mekânı illüzyon, merak ve algı üzerinden yeniden kurgulayan bir deneyim sundu. Rönesans’tan Barok’a uzanan bir hat üzerinden izleyiciyi eserin parçası haline getiren bu yaklaşım, müzenin 2025’te benimsediği sessiz ama derin dönüşümün estetik bir karşılığı gibiydi.
Ortadoğu’nun Sanat Başkenti: Art Dubai & World Art Dubai 2025
17–20 Nisan tarihleri arasında Madinat Jumeirah’ta gerçekleşen Art Dubai, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan seçkin galerileri ve sanatçıları bir araya getirerek bölgenin en önemli sanat fuarlarından biri olma konumunu sürdürdü. Aynı tarihlerde düzenlenen World Art Dubai ise daha küresel bir perspektifle, dünyanın dört bir yanından sanatçı ve izleyicilere hitap etti. Birbirini tamamlayan bu iki etkinlik, Dubai’yi 2025’te uluslararası sanat takviminin merkezi duraklarından biri haline getirdi.
Roller yeniden şekilleniyor
2025 yılı, plastik sanatlar alanında yalnızca üretimlerin değil, bu üretimleri çevreleyen sergileme modellerinin, kurumsal yapıların ve sanatın kamusal rolünün de yeniden tartışıldığı bir dönem olarak kayda geçti. Bienallerden müze sergilerine, fuarlardan dayanışma odaklı girişimlere uzanan bu geniş harita, sanatın estetik bir nesneden çok; süreç, ilişki, sorumluluk ve direniş alanı olarak konumlandığını gösterdi. Bu almanak, 2025’i tamamlanmış bir tablo, son formu verilmiş bir heykel olarak değil; geleceğe doğru açılan, hâlâ hareket halinde bir eşik olarak okumayı öneriyor.
Yorum Yaz