Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yazan: Gülcan Tezcan
Yokluk içinde yaşlı ve hasta babasına bakmaya çalışan bir yandan da ailesini bir arada tutmaya çalışan çaresiz bir adamın çırpınışlarını konu alan “Kurban”, modern bir İbrahim ve İsmail hikâyesi.
Yönetmen İsmail Güneş’in son filmi” Kurban”da da 2012 yılında çektiği “Ateşin Düştüğü Yer” filmindeki gibi bir erkek hikâyesi anlatıyor. Zaten sinemamız bir erkek sineması diye düşünülebilir. Ancak erkek kahramanlar etrafına örülü, ataerkil toplumun idealize ettiği ‘erkeklik’ algısına hizmet eden onca film içinde gerçek anlamda ‘erkek’ dünyasını anlamaya dönük filmler ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmez. Reis Çelik “Lâl” ile çocuk gelin meselesine ‘erkek’ açısından bakmayı deneyerek bunu yapmayı başardı söz gelimi. Tıpkı küçücük kız çocuğu gibi neredeyse torunu yaşındaki bir kızcağızla evlenmesi istenilen adam da yaşadığı toplum tarafından dayatmaya maruz bırakılıyordu.
İsmail Güneş de “Ateşin Düştüğü Yer” filminde töre cinayetini çok sevdiği kızını öldürmek zorunda kalan bir babayı merkeze alarak anlatmıştı. Elbette sözünü ettiğim bu iki örnek de bu iki toplumsal sorunda fail olan erkeğe hak vermek için değil erkeğin nasıl bir durumla baş etmek zorunda bırakıldığını düşünmemizi sağlamak adına kurulmuş hikâyelerdi.
“Kurban”, yokluk içinde yaşlı ve hasta babasına bakmaya çalışan bir yandan da ailesini bir arada tutmaya çalışan çaresiz bir babanın çırpınışlarını konu alıyor. Yıllarca maden işçisi olarak çalışıp ciğerlerini tüketen İbrahim, sonrasında hiçbir işte tutunamaz. Ormanda kaçak ağaç kesen arkadaşları ile çok kârlı olmasına rağmen yakalanma riski olan o işe de bulaşmak istemez. Üç beş tavuk besleyip onların yumurtalarını satarak ve babasının üç kuruş emekli maaşı ile geçimini sağlamaya çalışır. Bir de askerdeki oğlundan gelecek bir miktar paraya ümit bağlar. Sigortalı bir iş bulmak istese de artık yaşı buna elvermemektedir, zaten iş bulmak da o kadar kolay değildir.
Baba-oğul olma halleri
Dışarıdan bakıldığında güzel görünse de içi tam takır bir evde sabah akşam babasının yakınmaları ve ne kadar işe yaramaz bir evlat olduğuyla ilgili söylenmelerine sessizce katlanır. Kasabaya onca yolu sırtında götürüp getirmesi, tedavisi için çabalamaları, gönlünü etmek için çırpınışları fayda etmez. Babasının gözünde yetersiz ve eksiktir İbrahim. Buna rağmen babasına hiç sesini yükseltmez. Onu öfkelendiren tek şey bacanağına ait köpeğin tavuklarını boğazlamasıdır. Köpekle baş etmenin yolunu da hayvanı zehirlemekle bulur. Aslında çok merhametlidir İbrahim. Kapısının önünde bir köpeği ve kedi yavruları besler, havalar soğuduğunda yavru kedileri evine alır. Ama geçim kaynağı söz konusu olduğunda akrabasının köpeğini öldürmekten geri durmaz. Bu kötülüğünün bedelini sevdiği yavru kedilerin de zehirlenmesine sebep olarak öder.
Film boyunca İbrahim’in kesik, kesik ve hırıltılı nefes alış verişleri yaşamakta olduğu hayatın zorluğunu tarif eder gibidir. Tek ümidi Güneydoğu’da terörle mücadelenin devam ettiği bölgede askerlik yapan oğlu İsmail’in tezkere bırakarak yani askerliğe devam ederek uzman çavuş olması ve iyi bir maaşla kendilerine destek olmasıdır.
Aslında sela okunarak başlayan filmde kasabada sık sık şehit cenazelerinin olması, televizyon ekranlarından şehit haberlerinin duyulması bu tercihin hiç de doğru bir yol olmadığını çok açık bir şekilde göstermektedir. Ama İbrahim oğlunun sadece beş sene dişini sıkıp kendileri düze çıkana kadar askerliğe devam etmesini istemektedir. Böylece hem ailesi maddi olarak rahatlayacak hem de İsmail, yuva kuracak birikime sahip olabilecektir.
Kurbanın sadece adı var: İsmail
İsmail’in ne sesini duyarız ne yüzünü görürüz. Evde herhangi bir fotoğrafı, onu hatırlatacak bir eşya bile yoktur. Bu bilinçli bir tercih midir bilemem. Ancak İsmail babasının ısrarlı aramalarına cevap vermez, mektuplarına cevap yazmaz. Nadiren yazdığı mektuplarda da babasının beklediği para yoktur. Neden İsmail babasıyla iletişim kurmaz, konuşmak istemez buna dair herhangi bir bilgi ve imaya yer verilmez filmde.
İbrahim babasını sırtlayıp onun emekli maaşını çekmek için kasabaya indiği bir gün hiç ummadığı bir olayla karşılaşır. Banka şubesinde yanlarında oturan bir adam aniden fenalaşır ve elindeki poşet yere düşer. İbrahim o kargaşada yerdeki poşeti kendinin zannedip yumurta sepetine koyar. Eve gittiğinde poşette yüklü miktarda para ve bir de telefon olduğunu fark eder. Adamı bulmaya çalışır, hastaneye gidip sorar ama başka bir yere nakledildiğini öğrenir.
Tam o günlerde babası vefat eder. Bu ölümün ardından eve dönmesi için ikna etmek üzere yanına gittiği karısı oğlunun askerliğe devam etmesine şiddetle karşı çıkar. Oğlunun ne kadar tehlikeli bir bölgede görev yaptığını hatırlatır kocasına. Karı kocanın birbirlerini dinlemeden kendi kendilerine konuşarak yürüdüğü sahne bir bakıma son yıllarda evliliklerde yaşanan iletişimsizliği resmeder. Herkes kendi haklılığına inanarak bir diğerinin ne söylediğini umursamadan konuşmaya devam eder. İbrahim, oğlu uzman çavuş olursa ne güzel bir hayatları olacağına dair hayallerini anlatır, karısı askerden döner dönmez İsmail’i kiminle evlendireceğinin planlarından söz eder. Ancak bu sağırlar diyaloğu bir noktada sona erer. Kadın İbrahim’in ısrarlı isteğini kesin bir dille reddeder. Bu konuda bir uzlaşıya varamazlar ancak karısı ve küçük kızı eve geri döner.
İbrahim’in temiz kalma mücadelesi
İbrahim onu ve ailesini yoksulluktan kurtaracak çıkış yolunu bir türlü bulamaz. Kaçakçılık yapan arkadaşları kara para işine gireceklerini konuşur yanında, ancak önce yüklü bir para ödenmesi gerekmektedir. İbrahim’in vicdanı o paraya el sürmesine izin vermez. Sonunda polise teslim eder. Yine tavuklar besleyip kıt kanaat geçinmeye devam ederken evinin önüne bir jandarma aracı ve ambulans gelir. Polise götürdüğü para ile ilgili olduğunu düşünür önce gelenlerin. Ancak gelen askerlerin o fakir evine astığı bayrak oğlunun şehadetinin habercisidir. Final sahnesinde İbrahim’in elinde iki zarf vardır. Birinden şehit yakını maaşı için gönderilen banka kartı çıkar. Diğeri de oğlundan beklediği mektuptur. İçinden oğlunun askerde çektirdiği fotoğraflar çıkar. Yüzünü görmediğimiz, sesini duymadığımız İsmail, hem ailesi hem de vatan için kurban olmuştur.
“Kurban”, ‘Neden bütün şehitler fakir ailelerin çocukları arasından çıkar?’ sorusuna cevap veriyor bir anlamda. Oyuncuların yapay şive çabalarına takılmadan hikâyeye odaklanıldığında ana karakter olan çaresiz babanın temiz kalarak ve helalinden kazanarak hayatta kalma çabası oldukça dikkate değer.
Terörle mücadelede yazılan kahramanlık hikâyeleri ve geride kalan ailelerin neler yaşadığı pek sık yansımıyor sinema perdesine. Dolayısıyla kurban bu anlamda değerli bir yapım. Filmle ilgili bilgi edinmek için girdiğim beyazperde.com sitesinde “Kurban”a ilişkin “İbrahim’in oğlu İsmail, yıllardır devlet güçleri ile ayrılıkçı güçler arasında çatışmaların yaşandığı bir bölgede askerlik yapmaktadır.” şeklindeki tanıtım cümlesi bile neden bu tür filmler çekilmesine ihtiyaç duyduğumuzun bir göstergesi. Zira PKK terör örgütünün adını anmaktan aklı çıkan sinema sektöründe böylesi bir insan hikâyesi üzerinden şehitlere vefa göstermek son derece anlamlı.
Yorum Yaz