Kemal Tahir’in izini süren bir kitap

KİTAPLIK

Bir yazarı anlamak, onun eserleriyle kurulan her yeni teması derinleştiren, yıllar süren bir yolculuktur. Selçuk Azmanoğlu'nun Hece Yayınları arasından çıkan Mahpus Muharrir Kemal Tahir kitabı, işte bu yolculuğun bir günlüğü. Ortaokul yıllarında kırmızı zemin üzerine siyah kapağında tüfekli ve kalpaklı süvarilerin görüldüğü o kitapla başlayan tanışıklık, zamanla Kemal Tahir'in kaleminden çıkan ne varsa ulaşma çabasına, ardından fişlere, nihayet bu başvuru kitabına dönüşmüş. Yazar, "İsmail Tahir'le tanışmak isteyenler için" hazırladığı bu eserin ansiklopedik bir biyografi olma iddiası taşımadığını, daha çok bir pusula işlevi gördüğünü belirtiyor.

Kitap, Kemal Tahir'in hayatına, eserlerine ve fikir dünyasına dair maddeler halinde ilerliyor. Abdülhak Hamid'den Aziz Nesin'e, Devlet Ana'dan Yorgun Savaşçı'ya, Batı Çıkmazı'ndan Asya Tipi Üretim Tarzı'na kadar geniş bir yelpazede okur, yazarın zihninin haritasını çıkarıyor. Bu ansiklopedik yapı, Kemal Tahir gibi "edebiyatın şiir, hikâye, roman, makale, röportaj, anket, çeviri, mektup gibi hemen her alanında eserler vermiş" bir isim için oldukça isabetli. Onlarca roman, hikâye, tefrikanın yanı sıra 1931-1973 yılları arasında defterlere, ajandalara, takvim yapraklarına ve kâğıt olarak kullanabildiği her şeye eski Türkçe ile tuttuğu notlar, bu çalışmanın temel kaynaklarından birini oluşturuyor. Bu notların bir kısmı 15 cilt halinde yayımlanmış, bir o kadarı da yayımlanmayı bekliyor. Kitap, bu zengin malzemeden yararlanarak Kemal Tahir'i, onun kendi cümleleriyle ve dostlarının tanıklıklarıyla yeniden kurguluyor.

Bir Mahpushanecinin Portresi

Kemal Tahir denince akla gelen ilk şeylerden biri, on üç yıllık mahpusluk hayatı. "Donanmayı İsyana Teşvik" suçlamasıyla yargılanıp 15 yıl hapis cezası alması, hayatının ve dolayısıyla sanatının kırılma noktası. Kitap, bu cezaevi yıllarını bir süreç olmanın ötesinde, yazarın fikri ve edebi kişiliğini şekillendiren bir ocak olarak ele alıyor. Hapishane arkadaşı Celâlettin Arif Demirel'in ifadesiyle Kemal Tahir, "Etrafına ışık saçan bir meşale"dir. Çorum Cezaevi'nde "tahta ranzasında çaput yatağına bağdaş kurar, yorganı omzuna çeker, sarı defterlere yazar dururdu." Bu koşullarda yazmak, onun için bir direniş biçimi. Nâzım Hikmet'in "Kemal Tahir'e Mahpusaneden Mektuplar"ı, bu dostluğun ve fikir alışverişinin en canlı belgeleri. Nâzım Hikmet'in Kemal Tahir'i "oğlum gibi" görmesi ve ondan "ikinci bir Kemal" olarak söz etmesi, bu ilişkinin mahpushane koşullarını aşan derinliğini gösteriyor.

Kemal Tahir'in cezaevinde geçirdiği on üç yıl, bir düşünce laboratuvarıdır. Orada Marksizm'le tanışıyor, tarih okumalarına yöneliyor, Osmanlı toplum yapısını sorgulamaya başlıyor. Nâzım Hikmet'in mektuplarında ısrarla vurguladığı "Ankara Caddesi" romanını yazması yönündeki teşvikler (s. 20-21), Kemal Tahir'in henüz olgunlaşmamış bir yazar olduğu döneme ışık tutuyor. Nâzım Hikmet, "Romana başla. İhmal etme." diyor. Kemal Tahir ise bu teklife verdiği cevapta, "Nâzım ben Babıali'yi bir roman olacak kadar asla bilmiyormuşum." diyerek hem mahpushane gerçeğini hem yazarlık yolundaki tereddüdünü ortaya koyuyor.

Yerli Olmanın Peşinde

Kemal Tahir, Türk romanının Batılı kalıplar yerine kendi toplumunun dinamikleriyle şekillenmesi gerektiğini savunan bir yazar. Bu kitap, onun bu "yerli" arayışını, "Doğu Batı Üzerine" başlığı altında toplanan görüşleriyle ortaya seriyor. Ona göre "Batı toplumu sınıflıdır. Doğu toplumunda sınıf yoktur." Bu ayrım, onun devlet anlayışının da temelini oluşturuyor. Osmanlı'da "kerim devlet" kavramı, yani cömert, âlicenap devlet anlayışı, Kemal Tahir'in gözünde Batı'daki sınıf çatışmasına dayalı devlet modellerinden tamamen farklı. Bu yüzden Türkiye'nin Batı'dan aktardığı yasaları, kurumları ve hatta edebi türleri sindiremediğini düşünüyor. Ona göre "Kolaya kaçmayalım." (s. 122), kendi tarihimize, kültürümüze ve toplumsal gerçeklerimize sırt çevirip Batı'yı taklit etmeyi bırakmalıyız.

Bu "yerlilik" arayışı, sanat anlayışına da yansıyor. "Romancının Not Defterinden" başlığı altında toplanan görüşler, onun sanatın bir hikâye anlatımı olmanın ötesinde, büyük sosyal meselelerin, ekonomik ve psikolojik değişimlerin irdelendiği bir saha olduğunu gösteriyor. "Bence roman, yaşamaya en çok benzeyen bir sanat koludur. Çünkü gerçek roman hiç bitmez." diyor. Bu yaklaşım, onun tarihi romancılığına da yön veriyor. Tarihi roman yazmak, ona göre "bir kuşun rengini, gagasını, pençesini anlatmak" yerine "sesini anlatmak, şarkısını anlatmak, yatkınlıklarını anlatmak"tır. Devlet Ana romanı, bu anlayışın en olgun örneklerinden biri. Osmanlı'nın kuruluşunu anlatırken, bugünün sorunlarına ışık tutacak bir paralel kuruyor. Kitapta yer alan "Devlet Ana" maddesindeki notlar, bu romanın tasarı aşamasından, yapım aşamasındaki zorluklara, yayınlandıktan sonra aldığı ödüle kadar geniş bir perspektif sunuyor. Bülent Ecevit'in "Devlet Ana, edebiyat tarihimizin de tarihî edebiyatımızın da en önemli olaylarından biridir" sözü, bu romanın ufkunu özetliyor.

Dostluklar, Kavgalar ve Yalnızlık

Kitap, Kemal Tahir'in fikirlerinin yanı sıra insani ilişkilerini de satır aralarında hissettiriyor. Nâzım Hikmet'le olan dostluğu, Orhan Kemal'le mektuplaşmaları, Halit Refiğ'le sinema projeleri, Aziz Nesin'le hapishane arkadaşlığı, Semiha Hanım'la olan evliliği... Bütün bu ilişkiler, onun hayatının farklı dönemlerine ışık tutuyor. Özellikle Semiha Hanım'a yazdığı mektuplar, hapishanedeki yalnızlığını ve dışarıyla bağ kurma çabasını gözler önüne seriyor. 10 Nisan 1947 tarihli mektupta "Bahar, mahpuslar için kederli mevsim" diye yazması, bu yalnızlığın ve özlemin en sade ifadesi.

Kemal Tahir sert tartışmalardan, kavgalardan çekinmeyen bir isim. Abdülhak Hamid'in cenazesinde yardım etmesinden, gençliğinde yaşadığı bıçaklanma olayına, Cemal Kutay'la olan dava sürecinden, Celal Bayar'la olan görüşmesine kadar pek çok anekdot, onun bir yazar olmanın ötesinde, bir "mahpushanecî" olduğunu, zor koşullarda bile neşesini, gücünü ve ümidini kaybetmeyen ender insanlardan biri olduğunu kanıtlıyor.

Bir Edebiyat Ustasının Ardından

Selçuk Azmanoğlu, bu kitabı Kemal Tahir'le tanışmak isteyenlere bir başlangıç noktası olarak sunuyor. Kitabın ansiklopedik yapısı, okura bir yandan onun zengin dünyasında kaybolmadan gezinme imkânı verirken, diğer yandan yeni sorular ve meraklar uyandırıyor. Kemal Tahir'in romanları, hikâyeleri, mektupları ve notları, bu kitabın sayfalarında adeta canlanıyor. Onun "Kolaya Kaçmayalım" anlayışı, Türk edebiyatı ve düşünce hayatı için hâlâ bir rehber niteliğinde.

Kitabın sonunda yer alan "Kemal Tahir'in sevdiği, etkilendiği yazarlar" listesi dikkat çekici. Balzac, Flaubert, Zola, Dostoyevski, Gogol, Tolstoy, Gorki, Cervantes, Dickens, London, Steinbeck... Ancak bu listenin hemen ardından "bütün Osmanlı tarihçileri ve Evliya Çelebi"yi eklemesi, onun hem dünya edebiyatıyla hem kendi kültürel mirasıyla kurduğu bağı gösteriyor. Bir yanda Batı'nın büyük romancıları, diğer yanda Osmanlı tarihçileri ve Evliya Çelebi'nin "gerçek ölçüleri" onu besliyor.

Kemal Tahir, 12 yıllık mahpusluk hayatının ardından çıktığında, "Ne öğrendimse, mahpus damında ve çıktıktan sonra öğrenmişimdir." diyor. Bu söz, onun sürekli bir öğrenme ve sorgulama hâlinde olduğunu gösteriyor. Bu kitap da işte o sorgulamanın, o arayışın bir ürünü. Kemal Tahir'i anlamak isteyenler için bir pusula, bir rehber, bir dost.

Yorum Yaz