Göbeklitepe’nin gölgesinde bir hakikat arayışı: Akşam Yıldızı

KİTAPLIK

Kitaplığımda beni bekleyen kitaplardan biriydi İskender Pala’nın Akşam Yıldızı. Bu ay kitap kulübümüzde seçilmesiyle birlikte nihayet okuma fırsatı buldum. Göbeklitepe gibi insanlık tarihinin gizemlerinden birini merkeze alan bir romanın ilgimi çekmemesi zaten mümkün değildi. İskender Pala’nın bu romandaki işi, diğer tarihî romanlarına kıyasla daha zorlu görünüyor. Çünkü bu kez elinde ayrıntılı tarihsel kayıtlar değil, hakkında araştırmaların hâlâ sürdüğü bir dönem var. İskender Pala, Göbeklitepe’nin çevresinde oluşan bu büyük boşluğu hayal gücüyle doldurarak okuru yaklaşık on iki bin yıl öncesine götürüyor ve kadim insanın dünyasını yeniden kurmaya çalışıyor. Kapı Yayınları’ndan yayımlanan ve yirmi bölümden oluşan Akşam Yıldızı, okurunu Göbeklitepe’nin gizemli dünyasında uzun bir yolculuğa davet ediyor. Romanda beni en çok etkileyen yönlerden biri, tarih öncesi insanı ele alış biçimi oldu. Günümüzde geçmişte yaşayan insanlar çoğu zaman “ilkel” olarak tanımlansa da romandaki karakterler düşünen, sorgulayan, seven, korkan ve anlam arayan insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle eser, geçmişe dair yerleşik kabulleri de sorgulamaya açıyor. Romanın merkezinde Sarıca bulunuyor. İlk bakışta sevdiği kadının peşine düşmüş biri gibi görünse de zamanla bu yolculuk, hakikati, bilgiyi ve insanın kendisini arayışının hikâyesine dönüşüyor.

Hakikatin peşinde bir yolculuk

 “Çira’yı, hakikati, babasının anlattığı öğreteni ya da hepsini birden bulmanın umudu vardı içinde” cümlesi, yalnızca Sarıca’nın değil, romanın da yönünü belirliyor. Sarıca’nın karşılaştığı topluluklar, farklı inanç ve düşünce biçimlerini görünür kılarak romanın düşünsel katmanlarını besliyor. Özellikle yaptıklarının hesabını vereceğine inanan insanın daha adil ve merhametli yaşayacağı fikri, romanın temel meselelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu noktada Sarıca’nın babası, karakterin vicdanını şekillendiren ahlaki bir pusula görevi görüyor. Romanın düşünsel derinliğini artıran karakterlerden biri de Hafıza. Hafıza’nın Sarıca’ya yönelttiği “Kalbi buldun mu?” ve “Aklı buldun mu peki?” soruları, romanın merkezindeki sorgulamayı özetliyor. Çünkü Sarıca’nın yolculuğu, dış dünyada olduğu kadar kendi içinde de gerçekleşen bir dönüşümün hikâyesi. İskender Pala’nın kurduğu “Öğreten” karakteri de ayrıca dikkatimi çekti. Öğreten; bir bilgeyi, insanlığın ortak hafızasını ve bilgi birikimini temsil ediyor. Romandaki dipnotlar ve açıklamalar, bu karakterin arka planında Hz. İdris’e uzanan bir düşünce dünyasının bulunduğunu hissettiriyor. Böylece roman, yalnızca bir topluluğun hikâyesini değil; bilginin kuşaktan kuşağa aktarılışını ve medeniyet fikrinin doğuşunu da anlatıyor. Bu yönüyle eser, medeniyetin kökenine dair de bir tartışma açıyor. Yazar, insanlık tarihindeki büyük dönüşümü yalnızca teknik ilerlemelerle açıklamıyor; bilginin aktarılması, aklın eğitilmesi ve insanın kendisini tanımasıyla ilişkilendiriyor. 

Bu yönüyle Akşam Yıldızı, Göbeklitepe’nin taşları arasında, bir uygarlığın ve insanın kendisini keşfetme sürecinin de izini sürüyor.

Aşk ve belirsizliğin ışığı

Aşk da romanda önemli bir yere sahip. Ancak Çira’ya duyulan özlem çok katmanlı. Aşk sadece romantik bir duygu olarak sunulmuyor. Sarıca’nın iç dünyasını şekillendiren, onu düşünmeye ve dönüşmeye zorlayan bir güç hâline geliyor. Bu yüzden romandaki aşk, insanı kendisinden daha büyük sorulara götüren bir yol olarak da okunabiliyor. Metne eşlik eden çizimler ise Göbeklitepe’nin atmosferini ve anlatının sembolik dünyasını destekleyen başarılı bir tercih. Bununla birlikte bazı bölümlerde düşünsel göndermelerin fazla açıklanması, okurun yorum alanını daraltabiliyor. Yer yer fikirlerin karakterlerin önüne geçtiği ve anlatının ritminin yavaşladığı da hissediliyor. Ancak bu durum, romanın genel etkisini zedeleyen bir kusurdan çok, yazarın tercih ettiği anlatım biçiminin sonucu olarak değerlendirilebilir.

Kitabın başındaki sunuş yazısında İskender Pala’nın dikkat çektiği bir nokta da oldukça kıymetli. Göbeklitepe üzerine araştırmalar ve kazılar hâlâ sürüyor. Yazar da bugün eldeki bilgilerle hareket ettiğini, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni bulguların bazı yorumları değiştirebileceğini açıkça ifade ediyor. Bu yaklaşım, romanın temel meselelerinden biri olan hakikat arayışıyla da örtüşüyor. Çünkü hem romandaki karakterler hem de yazar, kesin cevaplardan çok hakikatin peşinde yürümeyi önemsiyor. Bu yaklaşım, romanın finalinde de karşılığını buluyor. Romanın finali de bu yaklaşımı destekleyen etkileyici bir kapanış sunuyor. Hayatı boyunca Çira’yı, hakikati ve Öğreten’in izini süren Sarıca, romanın sonunda yine bir eksikliğin ve özlemin içinde karşımıza çıkıyor. Akşam yıldızına baktığı sırada yıllar öncesinden bir hatıra canlanıyor ve kulağında Çira’nın sesini duyuyor. Yazar, bu sesin gerçekten Çira’ya mı ait olduğunu, yoksa hafızadan ve özlemden yükselen bir yankı mı olduğunu açıklamıyor. Böylece okura kesin bir cevap vermek yerine yorumlanmaya açık bir alan bırakıyor. Bu belirsizlik, roman boyunca sürdürülen hakikat arayışının en anlamlı karşılıklarından biri hâline geliyor. Akşam Yıldızı, Göbeklitepe’nin taşları arasında dolaşırken yalnızca geçmişi anlatmıyor; insanın kendisini anlama çabasını da görünür kılıyor. İnanç, aidiyet, aşk, hafıza, medeniyet ve hakikat gibi katmanlarıyla okurunu sürekli düşünmeye çağırıyor. 

Romanı bitirdiğimde geriye Göbeklitepe’nin taşları, o taşların arasında yankılanan kadim sorular, yarım kalmış bir özlem ve karanlık gökyüzünde hâlâ parlayan bir akşam yıldızı kaldı.



Zeynep YILDIRIM
Zeynep YILDIRIM

Zeynep Yıldırım, 1990 yılında İstanbul'da doğdu. Şiir, öykü, anlatı, deneme, röportaj ve söyleşi türlerinde eserler vermektedir. Şiirleri çeşitli edebiyat dergileri ve çevrim içi platformlarda yayımla ...

Yorum Yaz